Yazı Detayı
08 Haziran 2017 - Perşembe 00:21
 
ARAP DÜNYASI ve KATAR
Ümit Cankurtaran
umit.cankurtaran@hotmail.com
 
 

23 Mayıs gecesi Katar Emiri Şeyh Temim Al Sani'ye atfen "ABD'ye karşı ve İran'ı destekleyici" açıklamalar yayımladı ancak açıklamadan hemen sonra Katar resmi olarak QNA sitesinin siber saldırıya uğradığını duyurarak söz konusu açıklamaların dikkate alınmamasını talep etti.

Ancak Birleşik Arap Emirliklerinden yayın yapan Al Arabiya ve SKY News Arabia televizyon kanalları, resmi açıklamalara rağmen yayınlarına devam ederken, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır gibi ülkeler de Katar manşetli yayın yapan tüm yayın kuruluşlarına erişimi ülke içinde yasakladı.

3 Haziran'da BAE Washington Büyükelçisi Yusuf el-Uteybe'ye ait olduğu iddia edilen ve bazı hacker gruplar tarafından ele geçirilen e-postalar yayımlandı. E-postalarda Büyükelçi'nin İsrail yanlısı Demokrasiyi Savunma Vakfı (FDD) ile yakın ilişki içinde olduğu ve Türkiye ile Katar'a karşı ortak politikalar geliştirmeye çalıştıkları iddia edildi.

Suudi Arabistan, BAE, Yemen, Mısır ve Bahreyn, yaptıkları açıklamayla Katar ile tüm diplomatik ilişkilerini kestiklerini duyurdu. Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn, ülkelerinin hava sahasını Katar'a kapatarak, Katarlı diplomatların 48 saat içinde ülkelerinden ayrılmasını istedi. Katar'a karşı yapılan diplomatik ablukaya Maldiv Adaları ve uluslararası toplumca meşruiyeti olmayan darbeci General Halife Hafter destekçisi Libya Tobruk hükümeti de katıldı.

Sebep olarak gösterilen Katar'a ambargo kararı ise; Katar'ın bazı terör gruplarına maddi destek sağladığı ve İran'la işbirliği yaptığı iddialarını gösterildi.

Suudi Arabistan'ın başını çektiği yedi Arap ülkesinin Katar'la giriştikleri diplomatik gerginlik ve bu ülkelerin kara, deniz ve havadan uygulama kararı aldıkları abluka, bölgede zaten var olan pek çok gerginlik konusunun üzerine tuz biber ekti.

Aslında Katar ile bazı Arap ülkeleri arasında yaşanan krizi, bölgedeki bazı ülkelerin Katar'ın son yıllarda izlediği dengeli dış politikadan rahatsız oldukları görülmektedir. Zıt kutuplar arasında denge politikası yürüten Katar, hem İran'la hem de İran'a düşman olan körfez ülkeleriyle iyi ilişkilerini sürdürdü. Katar, bölgedeki iki büyük rakip İran ve Suudi Arabistan arasında kendi siyasi ve ekonomik çıkarlarını korumayı başardı. Hamas gibi Arap dünyasındaki diğer İslami hareketlerle ilişkileri olan Katar, bu hareketleri terör örgütü olarak gören Batılı ülkelerle de iyi ilişkilerine devam etti.

Körfez ülkelerinin terör örgütü olarak kabul ettiği bu hareketleri, Katar, bölgedeki halkın bir parçası ve temsilcisi olarak görüyor ve onları destekliyor. Katar'ın bu gruplarla ilişkisi, son yıllarda körfez ülkeleriyle arasının açılmasına ve ilişkilerinin kötüye gitmesine neden oldu.

Suudi Arabistan başta olmak üzere bazı Arap ülkelerinin, Katar'ın son yıllardaki bağımsız dış politikasından ve Arap dünyasındaki İslamcı hareketler ile iyi ilişkiler kurmasından rahatsız oldukları da aşikardır. Suudi Arabistan ve bazı Arap ülkeleri Katar'ın bağımsız dış politikasından ve önemli bir aktör haline gelmesinden de rahatsız. Suudi Arabistan, Katar'ın uluslararası alandaki aktif rolünün sona ererek sınırlarına dönmesini ve 1995'ten önce olduğu gibi Riyad'ın şemsiyesi altına girmesini istiyor.

Şu da bir gerçektir ki, Katar ile bazı Arap ülkeleri arasındaki krizin bir anda ortaya çıkmadığıdır.. Katar'a yönelik bu saldırılar, uzun zamandır planlanıyordu. Bu kriz, Riyad ve Abu Dabi’nin oluşturduğu 'karşıt Arap devrimi' liderliğinin Katar'ın gücünü kırma çabasıdır. İftira ve şantaj dolu bu çabalar, her zaman Arap halkının yanında duran, yolsuzluk ve haksızlığı reddeden Katar'ın dış politikasını hedef almaktadır aslında.

Katar'ın dış politikasının Türkiye'ninki gibi bölgedeki halkları desteklemek ve onların haklarını korumak üzerine temellendiğinin altını çizmek gerekir. 15 Temmuz'da Türkiye nasıl hedef alınmışsa şimdi aynı şekilde Katar hedef alınıyor. Türkiye'deki darbe girişimi sırasında gerçek yüzü ortaya çıkan ve Türkiye'ye saldıran BAE medyası, şimdi de aynı iftira ve yalanlarla Katar'a saldırıyor.

Arap-İsrail savaşının olduğu ve Mescid-i Aksa'nın kaybedildiği, 1967'deki gerilemenin 50. yıl dönümünün olduğu gün bu kararların açıklanması, Arap ülkeleri arasındaki krizin arkasında siyonistlerin olduğu iddialarını güçlendiriyor. Filistin davasında ve Arap Baharı sürecinde halkın yanında duran Katar, şimdi birileri tarafından cezalandırılıyor. Diplomatik ilişkilerini kesen ülkelerde yaşayanlar dahil tüm Arap halkı, bu krizde Katar'ın yanındadır. İslam ülkelerinin liderleri derhal harekete geçmeli ve bu krizi durdurmak için gerekli girişimleri yapmalıdırlar.

İslam İşbirliği Teşkilatı'nın dönem başkanı olan Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yoğun diplomasi çalışmaları başta olmak üzere, gerginliğin kısa süre içerisinde çözüme kavuşmasını sağlayacak girişimlerin başarılı olması herkesin yararına olacaktır.

 
Etiketler: ARAP, DÜNYASI, ve, KATAR,
Yorumlar
Haber Yazılımı