Yazı Detayı
26 Aralık 2016 - Pazartesi 18:14
 
AVCINIZ KİM?
Tülay Sözeri
 
 

Geçenlerde Çin Halk Cumhuriyeti’ne iş bağlantıları nedeniyle giden bir arkadaşımla sohbet ediyorduk. Anlattıklarına bakılırsa, arkadaşım bu ülkeye bayılmıştı. Endüstrisi, sanayisi, iş potansiyeli süperdi. İnanılmaz iş olanakları olan bu şehirde teknoloji adına yok yoktu. Elektronik aletlerin en üst modelleri, inanılmaz fiyatlara satılıyordu.

Çin’in güneyinde bulunan Guiyu şehrinde öylesine büyük bir elektronik çöplüğü vardı ki, sanki insana kıyamete gidiyor hissini veriyordu. Milyonlarca bilgisayar ekranları, yazıcılar, telefonlar, HD televizyonlar bütün haşmetiyle dev bir dağ oluşturuyor, maddi durumu iyi olmayan insanlar kansere yakalanma riskine rağmen bu çöplükten kendisine uygun bir parça bulabilmek için günlerini harcıyordu.

Komünist sistem yerini kapitalist bir sisteme bırakmıştı. Çin halkı bu sistemden nasibini alıyor, artık kimse eskisi gibi tevazu dolu beklentilerle gününü geçirmiyordu. Bir çok Çinli çok ama çok zengindi, kimsenin de bu durumdan şikayeti var gibi görünmüyordu. Aksine dünya nimetlerinin yeni farkına varan küçük bir çocuk gibi elindeki çantayı ağzına kadar doldurmakla meşguldu.

Her adımda, binlerce şekilde dev kulelere rastlanıyordu. Kulelere bakmaktan boynunuz ağrıyor, her birini fotoğraflamak uğruna helak oluyordunuz. Ülkede zamanla yarışmak söz konusu bile edilemezdi. Oradaki koşturmaya değil bir insan ömrü, milyonlarca ömür heba olurdu.Ama bunun bir zararı yoktu, zira böyle bir gelişmeye canlar , hayatlar feda olsundu.

Arkadaşımı dinlerken, yüzünü dikkatle inceledim. Tüm heyecanına rağmen yüzündeki hayranlığın ardında hissedilen panik duygusu elle tutulacak kadar belirgindi. Böyle bir dünyada nasıl ve ne şekilde var olunabileceğini elbette ki bilmiyordu. Bir çok insan gibi , hangi güçle, hangi inançla yoluna devam edebileceğini, bu sistemin içerisinde nereye yerleşeceğini de bilmiyordu. Yürüyeceği yolun sonu karanlık ve belirsizdi. Karşısına çıkan ilk uçurumda aşağıya düşmeyeceğinin garantisi ise ne yazık ki yoktu.

Metalaşmayı insan olmakla, gelişmişlikle bir tutan bu yaklaşımın artık tüm dünya düzenine hakim olmaya başladığını, çılgınca bir tüketim yarışına teslim olan ulusları, üretim adı altında tüketime özendiren ticaret politikalarını, dünyanın yarısı açlıkla boğuşurken, küçük bir azınlığın dünya nimetlerini çılgınca yağmaladığını , doğanın bu hıza yetişebilmek için şu anki kapasitesinin 4 katına çıkması gerektiğini , ama bunun imkansız olduğunu düşünmek bile istemiyordu.

Bir ziyafet sofrasında hayranlıkla etrafına bakınan küçük bir kedi yavrusu gibi, birazdan boynuna dişlerini geçirecek olan zalim bir avcının varlığına teslim olmaya hazırlanıyordu. Avcının kendisi gibi acelesi yoktu, çünkü o tokluğun, açlıktan daha tehlikeli olduğunu, tokluk hissinin kaybolmaması için insanoğlunun nelerden vazgeçebileceğini çok iyi biliyordu.

Hangi ulusların, hangi kavimlerin, hangi dillerin tarihten ne şekilde silindiğinden haberdardı. Bunun için çok uğraşmasına da gerek yoktu. İşi insan doğasına bırakırdı. Bilirdi ki bu doğa işlerini kolaylaştırır, sistemin tıkır tıkır işlemesini sağlardı.

O sadece beklerdi, hiç sıkılmadan, bıkmadan palazlanmanızı beklerdi………

Sonrası da bildiğiniz gibiydi (!)

 
Etiketler: AVCINIZ, KİM
Yorumlar
Haber Yazılımı