Yazı Detayı
15 Mayıs 2017 - Pazartesi 16:37
 
AVRUPA SİYASETİ ve TÜRKİYE
Ümit Cankurtaran
umit.cankurtaran@hotmail.com
 
 

AB üyesi ülkelerin halk oylamasını, ‘diktatörlüğe’ Evet ya da Hayır çerçevesine indirgemeleri ve bu çarpık iddialarını yaymak için yoğun bir propagandaya girişmeleri Türkiye ile bazı Avrupalı devletler arasında siyasi gerilim ve diplomatik skandalların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Aslında gerginlik referandum öncesi dönemde patlak vermiştir. Almanya, Hollanda ve Belçika gibi bazı ülkelerin gerek bas ın ve gerekse de siyasi partiler aracılığıyla kendi ülkelerinde bulunan Türk seçmenleri Hayır yönünde etkileme ve yönlendirme çabaları içine girmeleri AB ile Türkiye arasındaki gerginliği tırmandıran başlıca sebep olmuştur.Avrupa’nın Türkiye’ye karşı tavır almasının arkasında çok daha farklı ve etkili bir sebep vardı. Bu temel sebep 11 Eylül sonrası Batı’da yükselmeye başlayan İslam karşıtlığı akımıydı. Avrupa’da yayılan İslamofobi akımı son dönemde ırkçılık ve insan karşıtlığıyla , özellikle Türkiye’yi hedefe tahtasına oturtmuş, böylece de ırkçılık stratejisi ve arka bahçesini oldukça genişletmişti. Batı'da ve özellikle Avrupa'da popülizmin yaygınlaşmasının en önemli dinamiklerinden biri aşırı sağın yükselişi. Aşırı sağ, Batı'daki popülist siyasetin en görünür formu. 1930'ların faşist ve Nazi düşüncesinden, 1970'lerden itibaren gelişen "vergi karşıtı hareket"ten, "küreselleşme ve AB karşıtlığı"ndan beslenen bir siyasetten bahsediyoruz.

Fakat aşırı sağ, popülizmin tek temsilcisi de değil. Popülizm solu da etkisi altına alıyor ve sol siyasetin söylemlerini kullanarak müesses nizama ve onun arkasındaki elitlere yönelik popülist bir dalga da yükseliyor. Popülizmin Avrupa siyasal alanını tahakküm altına almasının gerekçesi, göçmen korkusu ve İslam nefreti. İslam'ı radikalizm, fanatizm ve hatta terörizmle özdeşleştirme tutumu sadece sağ popülizmin bir unsuru değil. Göçmenlerin toplumsal huzuru bozduğu, suç oranını yükselttiği, devletin göçmenlere "kendi vatandaşları" na sunmadığı çok özel sosyal haklar sağladığı, göçmenlerin Avrupalıların işlerini çaldığı söylemlerinin tek sahibi sağcı popülistler değil. Elbette popülizmin yükselişini tırmandıran başka bir husus da, Avrupa ekonomisinde yaşanan kriz ve durgunluk. Yine buna bağlı olarak diğer bir unsur ise, sosyal devletin çöküşü ve tabii ki AB'nin varlığı ve Brüksel'deki bürokratların tutumları.

Ayrıca yaklaşık bir yıl süreyle yapılan‚ ‘Generation What‘ isimli araştırma konu olan ülkeler ; Belçika, Almanya, Yunanistan, İtalya, Luxemburg, Hollanda, Avusturya, isviçre, İspanya ve Çek Cumhuriyeti’de Avrupalı gençlerin yaşları 18 ile 34 arasında değişen 200 bin gencin yüzde 85’i tanrıya inanmadan mutlu olabileceklerini düşünüyor. Katılımcıların yüzde 86’sı ise dini kurumlara ya çok az güven duyduklarını ya da hiç güvenmediklerini beyan etti. Araştırmaya katılan ülkelerin tamamında dini kurumlara yüzde yüz güveniyorum diyenlerin oranı yüzde 3’ü geçmedi. Araştırmada ortaya çıkan diğer çarpıcı sonuç ise gençlerin yüzde 82’sinin siyasete güven duymaması.

Böyle bir konjonktürel buhranı yapısında olan birliğin;

Türkiye’nin referandum sürecine girmesiyle birlikte Almanya’da başlatılan Türkiye karşıtı siyasi faaliyetler daha sonra Avusturya, Danimarka, Belçika ve Hollanda’ya da sıçratılmıştır. Hollanda Türkiye Dışişleri Bakanına uçuş izni vermediği gibi ülkesinde misafir bir temsilci konumunda olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın diplomatik kural ve teamüllere aykırı bir biçimde Rotterdam’daki Türk Konsolosluğu’na girişi engellenmişti. Avrupalı yöneticiler, Türkiye’nin resmi temsilcilerine her türlü engellemeleri yaparken, Türkiye aleyhinde faaliyet gösteren FETÖ, PKK ve DHKP-C gibi terör örgütlerine oldukça müsamaha göstermişler ve çalışmalarına izin vermişlerdir.

Avrupalı siyasetçiler böylece referandum süresince, uluslararası norm ve kurallara aykırı bir şekilde Türkiye’nin iç siyasetini yönlendirme ve manipüle etme operasyonlarına girmişlerdi. Tabiatıyla takip edilen bu anti demokratik tavır ve davranışlar Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşlarını yaralamıştır. AB ülkeleri tarafından ‘Evet’ oyu aleyhine yapılan tüm engelleme ve baskılar sonuç itibariyle ters tepmiş ve toplam iki buçuk milyon civarında olan Türk seçmenler yüzde 70 dolayında referanduma destek vermişlerdir. Ancak, uluslararası kamuoylarında demokrasi yardımcısı kesilen AB’li siyasetçiler, Türk seçmenlerin kararına saygı gösterecek yerde onları tehdit etme ve cezalandırmaya referandumdan sonra da devam etmişlerdir. Belçika’daki bazı siyasiler, referandumda yüksek oranda evet oyu çıktığı için Türklerin sahip olduğu çifte vatandaşlık hakkının kaldırılmasını talep etmişlerdir. Almanya’da ise aşırı sağcı AFD partisi evet oyu kullananların Türkiye’ye gönderilmesini istemeye başlamıştır. Bu tür ırkçı veya insan haklarını hiçe sayan talepler Avusturya, Hollanda ve İsveç basınında da yer almıştır.

Hariçte yapılan tüm bu anti demokratik uygulama ve baskılarla yetinmeyen AB ülkeleri, Türkiye’deki referandum sonuçlarını da gölgeleme ve yönlendirme peşine düşmüşlerdir. AP Türkiye raportörü Kati Piri 13 Nisan’da yaptığı açıklamada Evet oyu çıkarsa bunun AB üyelik sürecini olumsuz etkileyeceğini belirtmiştir. Referandum sonrasında ise Avrupa Komisyonu referandumun kural dışı gerçekleştirildiğini iddia edecek kadar ileri gidebilmiştir.

Sonuç olarak AB ile Türkiye arasında gittikçe artan gerilim ve sorunların geçmişe dayanan sebepleri olduğu gibi konjektürel nedenleri de mevcuttur. Hakikatte, Avrupa kıtası büyük bir buhran ve ahlaki kriz içerisindedir. Bunun da temel sebebi geçmişi uzun bir maziye dayanan İslamofobi ve yabancı karşıtlığının takip edilen faydacı ve çıkarcı politikalar nedeniyle Avrupa’da ırkçı bir patlamaya sebep olmasıdır. Avrupa medeniyetinin içine yuvarlandığı bu manevi kriz ve buhran en başta eski kıtanın kendi ahalisini köhneleştirmekte ve ırkçı bir ateş çemberinin içine yuvarlamaktadır. Problemlerin bir başka sebebi ise Avrupa’nın Türkiye’ye karşı takındığı ikiyüzlü ve çifte standartlı politikalardır. Siyasi ve ekonomik çöküş ve dağılma içine giren AB kulübü kendini bu bozuk sarmaldan kurtarmak için Türkiye’yi hedef yapmakta ve üyelerini Türkiye korkusu temeli üzerinde bir arada tutmaya çalışmaktadır. Bu yolla moral depolamakta birliğini güçlendirmek istemektedir. Ancak bu politikanın kısa vadede siyasi rant sağlaması mümkünse de orta ve uzun vadede Avrupa’yı derin bir fanatizme sürüklemekten ve Türkiye’yi uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramayacağı da aşikardır.

Türkiye için bu saatten sonra da AB ülkesi olmak çokta önemli olmayacaktır.

Ümit CANKURTARAN – Siyaset Bilimci

 
Etiketler: AVRUPA, SİYASETİ, ve, TÜRKİYE,
Yorumlar
Haber Yazılımı