Yazı Detayı
21 Nisan 2015 - Salı 11:25
 
BAHAR, AŞK, UMUT !..
Sevda Aksoy
 
 

Yine bir bahar ayındayız, güneş tüm samimiyeti ile gülüyor yüzümüze.

Ağaçlar tomurcuğa durmuş, bizi sevgiyle selamlıyor.

Ruhumdaki ki, çocuk yanım  tahteravallinin karşı kefesinde, bir yükselip, bir alçalıyor.

Tam karşımda oturan ağır başlı adam, bütün bunlardan habersiz dalmış yine çok önem verdiği evrakları arasına.

Ara sıra kafasını kaldırıp, ciddi sorular soruyor bana. Bense, önemsemiyorum onun önemsediği şeyleri.Hatta çok küçük geliyor bana dertler acılar.

Beyaz yeleli bir ata yüklemişim geçmişi, salı vermişim kaf dağının ardına.

 

 

 

Hiyerarşiyi, faşizmi geçmişi, koymuşum bir çöp sepetine sallayıp atmışım bir kaç saatliğine, ruhumun gülen yanının uzaklarına.

Çıkarıp atmışım, işçi tulumumu.

Devrimci işçi kadın heykellerini unutup çıkmışım emek sayfasından.

Ne rütbe vardı bizi bir birimizden farklılaştıran, ne kimlik ne ünvan.

Bıyıklı ağır başlı adamın, sökmüştüm omuzlarından apoletlerini.

Koltuğunu almış, yerine hasır bir sandalye koymuşum.

Çırılçıplaktık ikimizde, ben kadın, o erkek.

Belki de sadece o' insan ben insan.

Ruhumuzun kendimizle randevulaştığı o saatlerde.

Orhan Veli tadında seyrediyordum, özlediğim o dünyayı.

 

Kentin, yalnız kalabalığı, sokaklardaki komünist sesler, bayraklar bildiriler, barikatlar susmuştu sanki.

Gaz kokusu kendini manastırlara kapatmış gibiydi.

Aklıma, İran rejiminin baskısından kalan, ellilik kadının savaş ortasında, sutyeninin

arasına koyduğu papatya kokuları dağılıyordu. Yine Rusya'da, Ateş çemberi arasında kalan kadının, sıcağın memelerini sarkıtacağı kaygısı.

Saraylarda ki, esirlik değil, kölelerin büyük bir aşkla halvet etmeleri.

Esirlik dediğin ne ki, insanın yüreği özgür olsun, sözü daha da bir anlam kazanmıştı.

Çalışkan siyah karıncaların aksine, şehvete rahatlığa düşkün cırcır böceklerini sevesim gelmiş.

Sarhoşu, berduşu, içeni, dağıtanı, akıllı ağır başlı adama tercih etme arzum büyümüş.

 

Siyah bir el, tüm şehirlerin üstüne resmi bir bez parçası çekmiş olsa da, altında zulümler, mahkumlar, hapisaneler kalsa da, O' örtünün üstüne çıkıp bakmak geçiyor içimden dünyaya.

Mülteci gemilerinde suya gömülenlerin sahipsiz cesetlerini düşünmeden dalmak, beyaz incisine dokunmak istiyorum mavi denizin.

Serseri  bir çocuk olmak istemişim bir kaç saatliğine.

Kaybolan şehirleri değil, devrime direnmiş gecekondulara, yurt dışında mastır yapan delikanlıya değil, köprü altlarında mendil satan çocuklara söylemişim en leylim türkümü.

 

Nazım'ın zindanını değil, Piraye'ye yazdığı aşk şiirlerinde düşlüyorum ülkemi.

Bu gün yılanı, çayanı hayını uğursuzu değil, memleket meselelerini hiç değil, umut kokan baharı çekmek istemişim içime.

Uluların öldüklerinde dahi yönlerini, kıbleye değil güneşe çevirme aydınlığına bakmak istemişim. Burjuvayı, sermayeyi, çalanı çırpanı, tüm malları ile Çin kralının toprağına gömmüşüm diri, diri. Yetim hanelerden işkence gören çocukları çıkarmışım dağların nergis kokusuna. Asfaltlardan inmişim, topraklı patikalara. Bugün böyle, bugün umut. Denizlerin idama giderken, ayakkabı bağlarında ki dağınıklığı düşünmeleri kadar bahar her yer.Yılmaz Güney'in  şiirindeki arkadaş bize sevda. Yollarımızın kesişeceği günü beklemek

kadar sıcak hava. Tuttuğum elde cennet. Okşadığım tende gelecek. Bugün sarhoşum. Bugün günlerden aşk. Bugün aylardan bahar.

 

Varsın konuşmasın ağır başlı adamlar. Dünyayı dolaşıp maden arayan bir gezginin hikayesidir yaşamak. Dönüp dolaşıp gömüyü kendi bahçesinde bulan.

Bütün zenginlik, aranıp durulan mutluluk, özlenen sevgi aslında sadece kendi bahçemizde.

Güneş doğdukça, yağmur yağdıkça, toprak ettikçe hep fedakarlık ve sevdikçe umut yeşertecek insan gelecek nesillere. O kara resmi örtü kalkacak, kara el çekecek bahçemizden ellerini.Hadi bu zor günde sende çocuk ol. Unutma her bahar yeni bir başlangıçtır aşk için. 

 

Her aşk kendi devrimini doğurur..

 
Etiketler: BAHAR, AŞK, UMUT,
Yorumlar
Haber Yazılımı