Yazı Detayı
20 Ocak 2017 - Cuma 08:20
 
BEDENİM ve BEN !
Tülay Sözeri
 
 

Onkoloji hastanesine senede üç defa kan bağışında bulunuyorum. Her bağış öncesi rutin formları doldurduktan, gerekli tahlilleri yaptırdıktan sonra, koltuğa uzanır, elinde kan torbasıyla yanıma gelen hemşireye kolumu uzatır, birazdan başlayacak olan muhteşem yolculuğuma başlarım. Damarlarımdan usul usul akan kanın, torbaya dolması esnasında, bedenimizdeki kanın işleyişi ile ilgili, başımda bekleyen hemşireyi her defasında soru yağmuruna tutmaktan asla vazgeçmiyorum. Monoton ve bıkkın bir ses tonuyla beni cevaplayan hemşirenin, ses tonuna rağmen beni heyecanlandıran mucizevî açıklamalarının ardından aklımdan hep aynı düşünce geçiyor.

Ne kadar kusursuz bir yaratılışın içimdeyim ve ne kadar büyük bir mucizeye ev sahipliği yapıyorum. Nasıl çalıştığının farkında bile olmadığım muhteşem bir sistem, içimde bir saniye bile durmadan bir fabrika gibi çalışıyor. Bedenimde mevcut olan, günümüz teknolojisinden yüzlerce yıl ileride olan kimya laboratuarlarında üretilen kimyasallar, yaşamam için, nefes bile almadan hiçbir ayrıntıyı atlamıyor.

Bu sistemde hiçbir şey göz ardı edilmiyor, hiçbir iş şansa bırakılmıyor. Bana bahşedilen hayat pınarlarında kurulan bu mucize yaratışların hiç birisi birbirinden bağımsız değil. Her bir hücrenin, diğer bir hücreyle oluşturduğu karmaşık işleyiş sayesinde, kendi içinde benzersiz olan bir dünyanın kapıları her gün yeni bir mucizeye açılıyor. İçimizde her gün yeni düzenler kuruluyor, vakti zamanı geldiğinde de özene bezene kurulmuş bu düzenler yok ediliyor.

Bu işleyişe karşı duramıyorum. Bu işleyişe isyan edemiyorum. Siz durun da şu sistemi ben tek başıma yürüteyim diyemiyorum. Her şey o kadar kontrolümün dışında ki ve ben bu işleyiş karşısında o kadar acizim ki. O müthiş egomun, kimliklerimin, sıfatlarımın burada hiçbir anlamı yok. Elimdeki hamilimdir kartlarının burada hiçbir hükmü yok. Zenginliğimle, güzelliğimle, diplomalarımla, ırkımla, dinimle burada kimse ilgilenmiyor. O bana aldırmıyor, beni hiçbir şekilde umursamıyor. Bana rağmen, bencilliklerime rağmen, engebeli yollarda tozu dumana katarak yolculuğuna devam ediyor.

Koşuşturmalarım arasında ona ihanet etmeme, bir kere bile bu işleyişe kulak vermeden yaşayıp gitmeme, her sabah beni yeni bir güne hazırlayan bu sisteme şükretmeden geçirdiğim günlere isyan etmeden bana hizmet vermeye devam ediyor.

Çünkü biliyor ki, bu ruh halinin zararı bedenime değil, maneviyatımadır. Amaçsız bir şekilde akıp giden hayatımın sıradanlığında her gün ölüp ölüp dirilen umutlarımadır. Üstüme atılan ölü toprağın altında çürümeye yüz tutmuş inancımadır.

Oysa bilmeliyim ki, hem çok şeyim hem hiçbir şeyim. Hem kainata ayna tutuyorum, hem de bu aynalarda karınca kadar küçülüyorum. Kâinatın yolculuğuna eşlik bile edemeyecek kadar yok olan yolculuğumun hem şefkatli dervişi, hem de amansız gardiyanıyım. Zalimlikler bende hayat bulur, iyiliğim avuçlarımdaki nehirlere yol olur.

 

Sihir dolu yaratılışım terk edilmiş adalarını bekliyor. Bedenimin benzersizliği, ruhumun yalnızlığını ziyafet sofralarına davet ediyor. Makro yaşamların içinde minimize olmaya mahkûm edilmiş hayatım, bir kan torbasına dolan kan hücrelerim kadar yaşamayı özlüyor.

ÖNEMLİ NOT: Sevgili okuyucularım, iki torba kan bulunamadığı için ölen çocukları, hastane koridorlarında , hastasına kan bulabilmek için çırpınan insanları gördükçe, kan bağışının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlıyorum. Lütfen bu bağışı yapmaktan çekinmeyin. Hem kendi sağlığınız hem de başkalarının sağlığı için.

 
Etiketler: BEDENİM, BEN,
Yorumlar
Haber Yazılımı