Yazı Detayı
14 Eylül 2015 - Pazartesi 20:57
 
BİR DELİNİN GÜNLÜĞÜ
Sevda Aksoy
 
 

Bu sabah yine çocuk sesleriyle uyandım güne. Ha birde aylardır bahçedeki öten karganın sesi. Ne demişti şair,' dinleki bülbülü gelesin coşa, karganın namesi gider mi hoşa'.

Gitmiyor vallahi.

Beyaz elbisemi giyindim bütün siyahlığa inat. Topuklu ayakkabı giyinmeden de olmaz değil mi?.  Bir ahbabım iyi bir göreve gelmiş. Gitmesem de ayıp olur. O' hep gelir bana. Aslına bakarsanız hiç sevmem koltukta oturan adamları ziyaret etmeyi ama yine de gitmek gerekir. Borçtur ödenmesi gereken. Marketten bir kutu çikolata alıp düştüm yola. Bugün içimden metro önünde duran Suriye'li kadına da üzülmek gelmedi. Yanındaki küçük çocuğa da dönüp bakmak istemedim. Suyu dövmek gibi bir şey bu. Üzül,  üzül değişen bir şey yok.

Ben zaten onları gördüğümde halime şükürde etmedim hiç. Onların perişan halinden kendime umut yaratmak, bu acizlik. İnsan isek en iyi şekilde yaşamak hepimizin hakkı.  Bu duyguların hemen ardından kendime kızdım yine, her yerde her şeye muhalefet.

Toplumun çoğunluğu gibi düşünüp yaşamayı öğrenemedim bir türlü. Basit olanı seçmek. Şükret geç işte ayrıntıya ne hacet. Mümkün değil illaki yokuşa çıkartacağım suyu. Bu metroya kaç defa kart bastım hatırlamıyorum. Güvenlik kaç defa kontrol etti çantamı. Her gün aynı işlem yapılıyor. Ne zaman güvenilir yurttaş oluruz bilmiyorum.

İçim alabildiğine dolu. Uzaktan bir türkü duysam ağlayacağım. Hani o kadar. Sakarya caddesinde parlayan şehir gibiyim. Gözlerini alamayan insanlar var çevremde. Maşallah diyor yaşlı teyze arkamdan servi gibi, tühh..  tühh.. Farkındayım kadınların özenerek baktığına. Onlar farkında değil, gördükleri şeyin aslında bir harabeden farksız olduğunun. Gözlerimden geriye doğru ittığim yaşların, içimde kaç ölü olduğunun. Gördükleri şeyin koca bir hüzün dağından başka bir şey olmadığının. Ahbabım bu ne güzellik diye sarıldı. Samimiyetsiz bir gülücük aldı karşılığında.

Çikolata almama kızdı. Götür geri, bir işçi maşınla yazık değil mi dedi. Hiç hoşlanmadım bu sözden. Parası az olanların hediye hakkı yok sanki dedim.  Her şeyden muaf bir sınıf.  Yine muhalif olmama kızdım. Bankaya uğradım. Sistem çok yavaş işliyor diye, sırada olanlar mızmızlanıyor. Unuttuğum faturada bir hayli zam yemiş. Bir kredi kartından çekip diğerine yatırdım. Borcu, faiziyle beraber borçla kapatmak bir hayli rahatlatıcı. Oysa çalışıyoruz neden diyecektim ki, yine kendime, tamam muhalif olma deyip konuyu kapattım.

Kızılay bu gün çok dar, sığamıyorum sokaklara. Kendimi Yüksel caddesindeki heykelin önüne attığımda, artık gözlerimdeki denizi bıraktım mermer taşlara. Kimse görmemeliydi akan dereyi. Bende görmüyordum bugün, bali çeken genci,  sokakta yatan evsizi.

Devrimci marşları duymuyordum. Yere düşen savaşa hayır broşüründen banane. Bugün böyle. Bir başka hayal kuruyorum ilk defa. Yüzünü hiç görmediğim babam gelse. Tutsa kocaman elleriyle ellerimden.  Alır giderim küçük kızımı, yeter artık dese. Hazır beyazda giyinmişim. Burnumu gömsem bağrına, bitse yüzbin yıllık kimsesizliğim. Sarılsa sımsıkı. Ya da Yüksel caddesinde çatışma çıksa.  Bir kurşun sessizce girse yüreğime.  Hani kansız olsa ölümler. Akmasa kan. Gülerek ölse insan.  Kahkaha atarak mesela.  Ağlamasa çocuklarım arkamdan. Onlarda kahkaha atsa. Hiç ağlayıp üzülmeseler. Ölüm şeklini değiştirsek.

Bitse topluma olan muhalifliğim. Bitse kalabalıkta yalnızlığım. Bir el dokundu omzuma, saçlarına ak dolmuş bir amca oturdu yanıma. Nedir seni bu kadar ağlatan dedi. Sesim çıkamadı ilk defa cevap veremedim. Hangi birini anlatacaktım ki? Baktım karşıdan bir zeytin ağacı ağlıyor. Zeytin ağaçları ağlamaz kızım. Barış, hep barış dedi.

Bu ülkede artık zeytin ağaçları ağlıyor dar sokaklarda..

 
Etiketler: BİR, DELİNİN, GÜNLÜĞÜ
Yorumlar
Haber Yazılımı