Yazı Detayı
31 Temmuz 2014 - Perşembe 23:05
 
GARİP !..
Sevda Aksoy
 
 

Ağustos ayının sıcağı, dereleri tepeleri yakarcasına.

 Elmalar kızıla çalmış. Çekirgelerin sesleri karanlığı bölermiş. Gece sokak lambalarına çarpan yarasalar ayrı bir gizem imiş düş kuran çocuklara. Eski masallarda rastlanırmış sadece korkutan ölümlere.

Yanıç'ın dere kenarına inmesiyle uyanırmış evren sabaha. Yine böyle bir günde, karşı dağdan kara, kuru ergenlik çağındaki çobanın sesi duyulmuş.

 ' Ölen var, ölen var '.

Haber kulaktan kulağa,tarladan, ovaya tez yayıldı. Aradan geçen kısa bir zaman dağın etekleri insanlarla doldu. Yaşlısı, genci, kızı , gelini,çocuğu hepsi orada idi.

Herkes birbirine soruyor ' ölen kim ?.’

Çobanın, yüzü sapsarı,gözleri kocaman açılmış korkudan .İşaret parmağıyla gösteriyor. Büyükler gidip baktılar. Taze kazılmış toprak dün geceden, bir insan cesedi, acele ile gömerlerken tek kolu kalmış dışarda. Hayvanlar böğürmüş başında, çobanda köye haber vermiş. Büyükler ise jandarmaya haber verdiler. Jandarma savcı geldi. Otopsisi yapıldı. İnsanlar hep soruyor  ' ölen kim '?.

Bu soru uzunca yıllar yanıt bulamayacaktı. Ölen ne bizim köyden ne de civar köylerden idi. Otopsisi bitti. Jandarmalar şimdilik siz defnedin çıkar elbet sahipleri dedi. Aldılar indirdiler bizim köye, derenin kenarına kazan kurdular, yıkayıp sırladılar. Bizim mezarlığın en üst tepesine koydular bu kimsesiz ölüyü. Birde isim taktılar, Garip oldu artık onun adı. Ben sanırdım insanın dirisine sahip çıkmak önemli imiş. O günden sonra anladım ki ölüsüne sahip çıkmak çok daha önemliymiş. Ölülerin sahipsiz kalması, dirinin sahipsizliğinden kötüymüş.

O günden sonra garip bizim ölümüz oldu. Hem öyle oldu ki garibin mezarının karşısındaki tarla, garibin mezarının yanında ki ağaç gibi yön tarifleri yapacak kadar. Ne zaman erenler lokma dağıtsa, garibin ağzında bulunsun derlerdi. Cemlerde ölülere rahmet okunsa, en başta garibin adı geçerdi. Sanki bütün ölmüşlerden daha değerliydi Garip.

Pirler mezarlıkta bir başka öleni sırlamaya mı gitti, garibin mezarına giderona da okurlardı. Daha önce duymuş mu idi, bu duaları, duaz imamları bilinmez, ister mi idi, istemez mi idi, oda bilinmez. Nereliydi, neye inanırdı o da bilinmezdi. Aslında bilmekte istemezdi kimse. Ne saçlarını görmüştük, nede gözlerindeki anlamı tanırdık, ne de ses tonunu duymuş idik,ama insandı. Sanki tanımaya da hiç gerek yokmuş gibiydi, birini sahiplenmek için, illa da tanımak şart değilmiş gibi davranırdı insanlar.

Aradan geçen tam 8 yıl, bir uzunca araba geldi durdu garibin mezarının yanında. Sakallı adamlar, ağlayan kadınlar indi içinden. Alıp gideceğiz dediler garibin mezarını. Köylüler birikti tez elden. Ölürüz de vermeyiz mezarı, alın toprağından kemiğinden, artık o bizim ölümüz. Ailesi çaresiz bir torbaya doldurdular toprağından gittiler. Ömer imiş, Garibin adı, çok çok uzak bir kasabadan getirmişler bizim oralara. Dava aydınlatılmış, suçlular gereken cezayı almışlar. Bir taraf, tarla davası derken, bir taraf, birine sevdasından öldürülmüş dediler.

 Pirler ortalıkta dolaşan dedikoduya son noktayı cem evinde koydu. Bundan sonra Garip hakkında iyi yada kötü, kimse bir şey konuşmayacak. Garip bizim ölümüz. Mahşere kadar da misafirimiz. Neyse neymiş, tarlada hakmış, sevda da yiğide .Garip, mazlummuş ,yaşam hakkı elinden alınmış, bizde her zaman mazlumun yanındayız. Ne adını, ne dinini veya suçunu yargılamak ve sorgulamak bize düşmez. Garip zaten yabancı imiş, dağımıza taşımıza,insanımıza kuşumuza, toprağımıza. Okuduğumuz dualara dahi yabancı imiş. Eziyet etmek günahmış ölenlere. Bir Garip hikaye imiş, hepside buymuş. Bir alevi köyünde hak’ka yürüyen Garibin hikayesi.

Günümüzde öldürülen çocukların arkasından birilerinin kötü sözler söylemesi ne kadarda acı gelirmiş, Garibin hikayesini bilenlere. İnsanın en doğal hakkı olan gülme üzerinden, ahlak dersi verilmesi, ne kadarda yakışıksız imiş. Ya başkalığından dolayı, evine kırmızı çarpı konulmayı hak etmesi, ne kadarda garipmiş. Daha onbeş'inde öldürülen çocuğun annesini, meydanlarda  onbinlere alevi diye yuhlatanlar anlar mı bu hikayeden bilinmez. .

Alevi köylerindeki  cem evlerini kapatıp, yerine cami olsun baskısı ne kadarda doğrudur, farklılıklarla yaşamanın zenginlik olduğu anlamak çokmu zordur oda bilinmez. Bilinen tek şey, Aleviler doğduğu topraklar üzerinde yaşarken hakarete, zulme uğramaktan hiç hoşnut değiller. Kendi ülkelerinde mülteci gibi davranılmasın dan ise çok rahatsızlar. Bir garip ölüsü kadar dahi, saygı gösterilmiyor, kendi toprakları üzerinde yaşayan Alevilerin, hem de ne ölülerine ne de dirilerine artık..

 
Etiketler: GARİP,
Yorumlar
Haber Yazılımı