Yazı Detayı
06 Kasım 2014 - Perşembe 18:26
 
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ!
Narin Tenekeci
 
 

2000’ li kuşaklar yani günümüz çocukları ve gençleri bilmezler 70’ li ve 80’ li yılları. Eski yılların güzelliğini, komşuluk ilişkilerini, siyah beyaz filmlerin ve saatlik program yapan tek kanallı televizyonları. Teknolojinin hiç uğramadığı ve iletişim araçlarının olmadığı o yılları. Çocukluğunuz ve gençliğiniz o yıllarda geçmişse çok şanslısınız demektir, ne güzel yıllardı, o kuşağın en şanslı çocukları bizlerdik, en azından ben kendimi öyle görüyorum ve iyi ki o yıllarda yaşamışım diyorum, ne mutlu bana.

 

Her ne kadar o yıllar çok zordu, zor geçti deseler bile, o dönemlerde yaşamış olmak bile bir ayrıcalıktı. Şu an içinde bulunduğumuz yılların şartları ve rahatlığı eski yıllara göre daha ön plana çıksa bile, içinde yaşadığım döneme şükretsem de, eskilerin güzelliği bir başka benim için.

 

Bir kendi zamanımıza birde şu an içinde yaşadığımız zamana bakınca, bizim çocukluk yıllarımızın ne kadar güzel ve renkli geçtiğini anladım. O masum sevgiler, anlatılan masallara inanan o çocuklar, şimdi neredeler ne yapıyorlar kim bilir. 70' li yıllarda çocuk olanlar şimdi kendi çocuklarını büyütüyorlardır.

 

Komşuluk ve akrabalık ilişkilerinin hiç bitmediği, masum, saf, tertemiz hayatların yaşandığı o yıllara tekrar dönmek, bir saatliğine bile olsa o yılları yaşamak istedim. Eski yıllardan kalan birkaç şeyi sizinle paylaşmak istiyorum. Bizim kuşağımız yani 70’ li ve 80’ li yıllarda çocukluğunu ve gençliğini yaşayanlar, umarım iyi hatırlarlar bazı şeyleri.

 

O dönemlerin çocukları olduğumuz için, internet kafelerimiz yoktu ama arka bahçemiz vardı,  ilk hatırladığım şey tabiiki sokak oyunlarıydı, mesela; saklambaç, mendil kapmaca, yakan top, çizgi, körebe, ip atlamak, topaç çevirmek, aç kapıyı bezirgân başı, yağ satarım bal satarım, beş taş, çelik çomak, futbol, misket(bilye), birdirbir, istop, hulohop çevirmek, evcilik oynamak bunlardan bazıları.  Sabah kalktığımızda ipimizi ve topumuzu koltuğumuzun altına aldığımız gibi soluğu sokakta alıyorduk. Yalnız kalmazdık, etraftan mutlaka bir oyun arkadaşı bulurduk. Sokak oyunlarının yanında, Tolga Han dans grubundan esinlenerek kendimizce kurduğumuz, dans figürlerini yarım yamalak oynamaya çalıştığımız küçük dans gruplarımız bile vardı. 

 

Yüksek belli İspanyol paça pantolonlar, mini etekler, rengarenk çiçekli dar gömlekler, kabarık ve dağınık saçlar, apartman topuklu ayakkabıların moda olduğu, iki günde bir komşu evlerde buluşmalar, annemizin zoruyla komşuya gönderilip, bir maniniz yoksa annemler size gelecek demek, en güzel kıyafetlerimizi zorla da olsa giyip anneye eşlik etmek kaçınılmazdı. Elma şekerleri, tipi tip, minti ve üzerinde arap kızı resmi bulunan mabel sakızlar, her bakkalda satılan renk renk plastik güneş gözlükleri, taneyle satılan gofretler, ağzımıza attığımızda patlayan minicik şekerler, sokakta büyük termosların içinde satılan dondurmalar, renkli eskimolar, külahta ve üzerine genelde acı biber dökülerek satılan haşlanmış nohut, çubuğa sarılıp satılan renkli macun şekerler, leblebi tozu, oralet, tadı hiçbir zaman unutulmayan çamlıca ve elvan gazoz, horozlu ve emzikli şekerler, küçük kutularda satılan sarelle, şemsiye şeklindeki çikolatalar vazgeçilmezimizdi.

 

Okul açılmadan bir hafta önce defterlerin renkli defter kaplarıyla kaplandığı ve üzerine etiket yapıştırılıp isim yazılan o güzelim yılları şimdiki çocuklar bilmezler. Siyah önlük beyaz yaka, diz altı beyaz ponponlu çoraplar, etrafı delikli ve fırfırlı kocaman beyaz dantel saç tokaları, renkli çorapları bilmezler. İçinde annelerimizin özenle hazırladığı patates haşlaması, ekmek arası peynir, küçük kapaklı kaplarda zeytin, minicik ellerimizi sildiğimiz sabunlu ve kuru mendillerimiz, kesinlikle hazır alınmayıp, evde yapılan mis gibi kokan börek ve keklerin olduğu plastik beslenme çantası, rengârenk su mataralarımızı, kilitli okul çantalarımızın olduğu zamanlar. Genelde boynumuza astığımız, renkli kokulu üzerinde çizgi karakterlerinin resimleri bulunan delikli silgilerimiz, kimi çocuklar da silgi yerine emzik asarlardı. Üzerine parmaklarımızı koyup tırnak kontrolü yapılan beyaz ütülü mendilleri bilmezler. 

 

Ödevlerimizi hiç aksatmadan yaptığımız, her ne kadar dikkat edilse de uçları kıvrılan ve ataçlarla tutturduğumuz çizgili defterlerimiz vardı. Bunun yanında, aralarında incecik pelür kâğıtları bulunan resim defterimiz, müzik defterimiz, saman rengi düz çizgisiz matematik defterlerimizi ve abaküsü hiç unutamıyorum. Kendimize ders aralarında zaman ayırdığımızda çocuk programlarını izlerdik. Okulda veya sınıflarda başarı sıralaması yoktu, hiç kimse çocuğu zayıf getirdi veya sınıfta kaldı diye psikoloğa götürmüyordu. Zengin çocuk, fakir çocuk ayrımı yapılmazdı, herkese aynı muamele yapılırdı.

 

23 Nisan çocuk bayramlarında yapılan okul balolarımız, pikniklerimiz, yerli malı haftamız, her yılbaşında çekilişimiz olurdu. Okulu asma gibi bir lüksümüz yoktu, yarım saat geç gitsek, velilere haberleri olduklarına dair kağıt imzalattırılır veya anında okula çağrılırlardı. Düzenli bir şekilde veli toplantıları yapılırdı, kurtlar konseyi velilerimiz dakikayı geçirmeden okulun salonunda hazır bulunurlardı. Biz çocuklarda okul bahçesinde heyecanla toplantının bitmesini beklerdir. Sonucun ne olduğu malum, tek kaşı havaya kalkmış suratlar ve kocaman nasihatler.

 

Televizyonda siyah-beyaz tek kanallı dönemlerdi, dizileri seyretmek için akşam olmasını heyecanla beklerdir. Dallas, jack, mavi ay, kara şimşek, altın kızlar, kaynanalar, tatlı cadı, aşk gemisi, Perihan abla, beyaz gölge, bir başka gece, küçük ev, susam sokağı, zengin ve yoksul, uzay yolu, tehlike çemberi, çarlinin melekleri, kaçak, görevimiz tehlike, san francisco sokakları, mc millan ve karısı, kökler, tatlı sert, komiser colombo, alf, köle ısaura, martı adası, kung-fu, aşk gemisi, flamingo yolu, kartallar yüksek uçar, falconetti, lorel hardy, cosby ailesi, bonanza, hayat ağacı, yalan rüzgarı, bunlardan birkaçıdır. O yıllarda oynanan TV dizileri bir başka güzeldi.

 

İletişim araçlarının olmadığı dönemlerdi o yıllar, TV’ de kısıtlı yayın akışları olduğu için gündüzleri genelde radyolardaki arkası yarın kuşakları dinlenirdi, müzik tarihinin vazgeçilmez tanıkları olan taş plaklar, gramofonlar, pikaplar, teypler bir harikaydı, cep telefonları yoktu, çevirmeli telefonla şehirlerarası telefon bağlatılırdı, dakikalarca beklenirdi, genelde hatlar karışırdı, meşedalı aradan çık denilirdi. İletişim araçlarımızdan biri de mektup ve kartpostaldı, büyük zevkle yazar gönderirdik. Arkadaşlarımızı sürekli hatırlamak için anket ve hatıra defterimiz olurdu.  Hiç renkli fotoğrafımız yoktu, bütün resimler siyah-beyazdı. Fotoğraf stüdyoları dışında sokakta siyah perdenin önünde şipşak çekilen gezici fotoğrafçılarımız vardı. El arabalarında satılan kasetlerin yanında içinde şarkı sözleri bulunan minik kitapçık verilirdi. Sokakta, ayaklı küçük cam sandıklarda satılan esansların kokusu bir harikaydı. O mis gibi kokuları şimdi hiçbir parfümde bulamazsınız.

 

Hamburgerimiz, dönerimiz, patates cipsimiz, kumpirimiz yoktu, ekmek arası peynirimiz, üzerine salça veya sana yağı sürdüğümüz ekmek dilimlerimiz vardı, biz çok mutluyduk. Dut ağacından dökülen dutları yerdik, aynı gazozu iki kişi paylaşır aynı şişeden içerdik mikrop kapmazdık, hastalanmazdık. Tozun toprağın içinde oynardık, grip nedir bilmezdik. Hastalandığımızda birkaç kez öksürür soluğu sokakta alırdık, ilacımız arka bahçemizdi, hemen iyileşirdik. Koşup yorulmayı da düşmeyi de iyi bilirdik, bizim mekap ve esem spor ayakkabılarımız vardı. Yağan yağmurun altında saatlerce yakan top oynamayı, sırılsıklam halimizle annemize yakalanmadan sobanın yanına kıvrılıp kurulanmayı da iyi bilirdik. Nazlı bir çocukluk geçirmedik. Biz o dönemin çocuklarıydık, biz mutluyduk.

 

 

O dönemlerde televizyonlar renkli ve kumandalı değildi, her evin çatısında veya balkonunda TV antenleri vardı, ekran bozulunca anteni sağa sola çevirmek babaların göreviydi, her ne kadar düzelmese de yağmurlu ve karlı gösterse de, biz o çocuk yüreğimizle günlük güneşlik gösteriyor gibi kıpırdamadan seyrederdik. Çizgi film karakterleri bizim kahramanlarımızdı, saatini hiç kaçırmadan düzenli bir şekilde seyrettiklerimizin başında; şeker kız candy, heidi, ağaç kakan, arı maya, pembe panter, vikingler, jetgiller ve taş devri gelirdi. Bir bilmecem var çocuklar, haydi sor sor sor diye başlayan eti reklamlarını ezbere bilmeyen yoktu. 

 

Televizyon programlarında en büyük lüksümüz yılbaşı eğlenceleriydi. O gece bütün aile bir arada olurduk. Meyveler, çerezler ve tombalamız o gecenin değişmeyen demirbaşlarıydı. Siyah beyaz ekrandan, solistler geçidini pür dikkat izlerdik. Başta Zeki Müren, Sezen Aksu, Erol Evgin, Füsun Önal, İlhan İrem, Seyyal Taner, Tanju Okan, Nilüfer, Ersen ve Dadaşlar, Cici Kızlar, ve bizim için en önemlisi Ayça ve Elma Şekerlerinden küçük kız şarkısını dinlemekti. Saatler 12’ yi gösterdiğinde, yeni yıla girdiğimiz dakikalarda, Zeki Müren’in düzgün Türkçesiyle söylediği yılbaşı dileklerinden sonra, Nesrin Topkapı bastonuyla ve kıvrak dansıyla karşımıza çıkardı, dansöz demek o dönemlerde yılbaşı demekti. Bu arada Eurovizyon şarkı yarışmalarını ve Ajda Pekkan’ın meşhur petrol şarkısını da unutmamak gerek.   

 

Bizim bilgisayarımız, cep telefonumuz, mp3 çalarımız, playstationumuz, kumandalı oyuncaklarımız yoktu, küçücük yüreklerimiz ve masum çocukluğumuz vardı. Bizim elma şekerimiz, balonumuz, plastik oyuncaklarımız vardı, biz küçük şeylerle mutlu olmayı bilen çocuklardık, belki bilgisayarımız yoktu ama renkli boya kalemleriyle minik ellerimizle ev, ağaç ve güneş çizdiğimiz resim defterlerimiz, Kemalettin Tuğcu, cin ali ve ayşegül serilerimiz, gırgır ve fırt dergilerimiz, teksas, tommiks, zagor, mandrake, güngörmüşler ve fatoş çizgi romanlarımız vardı, ınternetimiz yoktu ama beş taşımız vardı. en önemlisi özgürlüğümüz vardı, biz doya doya yaşadık, mutlu geçirdik çocukluğumuzu. Biz çok şanslı çocuklardık, nasıl geçti o güzelim yıllar, keşke hep çocuk kalabilseydik.

 

Hafta içi okul olduğu için akşamları hep ders çalışmakla geçerdi, cumartesi akşamları ise TV’ de sinema ve güzel diziler olurdu, bu nedenle temizlik ve banyo pazar günleri yapılırdı. Sobayla ısınan sıcacık evlerimiz vardı, hele birde kuzine diye bir soba vardı, üstünde yemek içinde börek pişirilirdi, tadına doyum olmazdı. Öyle tek düğmesine basıp çamaşır yıkanan makineler, halı süpüren ve yıkayan elektrikli süpürgeler, buharlı ütüler, kurutma makineleri yoktu. Çamaşır elde yıkanır, içine kömür konan ütülerle ütülenir, evler otlardan yapılan tel el süpürgeleriyle süpürülürdü. Merdaneli çamaşır makineleri, halı süpürmek için gırgır, elektrikli ütü, televizyon, telefon, araba ve kaloriferin bulunduğu evler az sayıdaydı, bunlar lükse giriyordu. Ulaşım aracı olarak kullanılan dolmuşların yanında faytonlarda çok kullanılırdı. Şimdi ise faytonlar adalarda kullanılıyor.

 

Çocukluğumuzu unutamıyoruz, eski evimizi, arka bahçemizi, okulumuzu, paylaşmayı, kardeşliği, kavgalarımızı en önemlisi küçücük sevgilerimizi unutamıyoruz. Küçükken büyümek istiyorduk, büyüdükçe eskiyi, o saf duygularla yaşadığımız günleri özlüyoruz. Umarım herkes benimle aynı fikirdedir. Nede olsa 70’ li yılların çocuklarıyız. Belki cebimizde her zaman paramız olmazdı, ayağımızda son moda ayakkabılar yoktu ama daha mutluyduk. Hem eskiyi hem de yeniyi yaşamış olmanın sevinciyle, ne mutlu bana eskiyi yaşayabilmişim, şükürler olsun ki yeniyi yaşıyorum diyebiliyorum. 

 

Şimdiki çocuklara bakıyorum ve üzülüyorum. Özgürce, istedikleri gibi yaşamıyorlar çocukluklarını, buna biz izin vermiyoruz. Biz kendimizce haklıyız, kimseye güvenemiyoruz, hayat şartları bazı kötü durumları da beraberinde getiriyor şimdi. Eskiden kapkaç olayları yoktu, tinerci nedir bilmezdik, organ mafyaları, çocuk kaçırma, cinayetler, magandalar, kötü alışkanlıklar yoktu. Biz o yüzden şanslı çocuklardık. Şimdi öylemi? Çocuğumuz beş dakika geç gelse, başına bir şey geldi diye telaşlanırız. Ne biz rahat ediyoruz ne de onlara rahat veriyoruz, çünkü ne zaman nerede başlarına ne gelecek bilmiyoruz. Kimseye güvenemiyoruz, zaman kötü, her geçen sene korkularımıza bir yenisini daha ekliyor.

 

Bizim jenerasyon en şanslısıydı. Çok hızlı, çok farklı ve çok güzel değişimlere tanıklık ettik. Hayatımızın en güzel zamanlarını o dönemlerde yaşadık, şimdiki kuşak hiç birinin lezzetini bilmez. Biz o dönemlerin bayramlarını yaşayan çocuklardık, biz bayram çocuklarıydık. Hep sormuşumdur kendime; geçmiş, yaşanmış yıllar mı, gelmiş, yaşanacak yıllar mı diye?

Tabiiki geçmiş eski yıllar…..ah o eski yıllar… 

 

narintenekeci@hotmail.com

 
Etiketler: GEÇMİŞ, ZAMAN, OLUR,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
02 Ağustos 2017
HUZUR
29 Mayıs 2017
BENİ AFFET
01 Nisan 2017
ELVEDA KIŞ, MERHABA BAHAR
12 Şubat 2017
SEVGİ ve DOSTLUK GÜNÜ !..
14 Aralık 2016
HAYAT KUM SAATİ GİBİ ..
02 Kasım 2016
EV ALMA KOMŞU AL
21 Temmuz 2016
AYNADAKİ YANSIMA !
10 Haziran 2016
BABA CAN'DIR !
15 Mart 2016
MUTLULUĞUN RESMİ !..
03 Aralık 2015
Dr. Şüra BAYKAN’dan İnsanlık Dersi
19 Ekim 2015
SEVDA’NIN DİĞER YÜZÜ
05 Ağustos 2015
ADI YALNIZLIK
11 Haziran 2015
DEĞİŞEN BİZLER MİYİZ YOKSA HAYAT MI?
16 Nisan 2015
GELECEĞİN GÜVENCESİ ÇOCUKLAR !..
09 Şubat 2015
SEVGİLİLER GÜNÜ ..
08 Ocak 2015
AHISKALI TÜRKLERİN SESSİZ ÇIĞLIĞI
25 Eylül 2014
KIRMIZI KARANFİL
23 Ağustos 2014
VEFA BORCU
24 Temmuz 2014
ESKİDEN MEKTUP VARDI!
09 Haziran 2014
YALNIZ BİR ADAMDI !..
23 Mayıs 2014
KURBAN OLAN KÖMÜR KOKAN ELLERE !
06 Mayıs 2014
ANNE KALBİ
20 Nisan 2014
23 NİSAN ONLARIN DA BAYRAMI
21 Mart 2014
TÜRK SOFRASI
04 Mart 2014
ÖZEL BİR KADIN
10 Şubat 2014
MUTLULUĞUN ALTIN ANAHTARI
17 Ocak 2014
KARA GÜL (Halfeti'nin Gülü)
07 Ocak 2014
DİBEK KAHVESİ
23 Aralık 2013
BİR YIL DAHA GEÇTİ
06 Aralık 2013
ADI KALBİMDE SAKLI
19 Kasım 2013
SÜRGÜNDEN KURTULUŞ
14 Kasım 2013
MUTLU YILLAR KARABİBER
29 Ekim 2013
ZAMAN EN DEĞERLİ HAZİNEDİR
22 Ekim 2013
BİR FİNCAN HATIR!
08 Ekim 2013
PENCEREYİ AÇIK TUTUN..
26 Eylül 2013
ÖMÜR DEDİĞİN!
13 Eylül 2013
MEVSİM ARTIK SONBAHAR!
04 Eylül 2013
HAYAT İNCE BİR ÇİZGİDİR
27 Ağustos 2013
BAŞKENTİN ÇOCUKLARI
14 Ağustos 2013
KÜÇÜK BİR ÇOCUĞUN HAYKIRIŞI!
31 Temmuz 2013
KAYBOLAN BAYRAMLAR!
20 Temmuz 2013
Gerçek Dost Kolay Bulunmaz
10 Temmuz 2013
ŞÜKÜR ETMEK HUZUR VERİR
17 Haziran 2013
YAZ GELDİ.. TATİLE ÇIKMA ZAMANI
11 Haziran 2013
ELVEDA KOCA ÇINAR
05 Haziran 2013
HATIRA DEFTERİ
27 Mayıs 2013
Bir Demet Mutluluk
27 Mayıs 2013
Bir Demet Mutluluk
08 Mayıs 2013
Annenin Çocuğuna Sevgisi
Haber Yazılımı