Yazı Detayı
24 Nisan 2017 - Pazartesi 23:13
 
GEMİSİNİ KURTARAMAYAN KAPTAN!
Tülay Sözeri
 
 

“75 yaşında bir adam, astım tedavisi için hastaneye gitmektedir. Tam yolda yürürken, 55 yaşlarında bir başka adam gelir 75 yaşındaki astım hastası olan adamın cebinden parasını çalar. Kaçan hırsızı kovalamak isteyen yaşlı adamın ayağı takılır, yere düşerken insanlardan yardım ister.

Etrafındakilerin bir kısmı yaralı yaşlı adama yardım ederken, diğer bir kısmı ise, hırsızın peşine düşer. Filmlerdeki aksiyon sahnelerini aratmayacak bir performans sergileyerek adamı yakalarlar. Yakalanan hırsız, “yavuz hırsız ev sahibi bastırır” düşüncesini iyice benimsediğinden “karnım açtı, fakirdim parasızdım , o yüzden yaptım” der ve hüngür hüngür ağlamaya başlar. 55 yaşından ziyade 70 yaşında gibi duran kırış kırış yüzü biraz daha kırışır ve feri olmayan gözleri kan çanağına döner.

Olayı izleyenler şaşkınlıklar içinde, tanık oldukları olayı anlamaya çalışır. Genelde görünenlerle , yaşananlar arasında dağlar kadar fark olduğundan, kimse aralardaki küçük nüansları yakalayamaz. Yakalanamaz ayrıntılarla hırsıza yüklenirlerken, bir şeyleri kaçırdığının farkında varır gibi olurlar ama ellerinden hiç bir şey gelmez.

Tüm bu yaşananlara artık hiç kimse yabancı değildir. Asırlar öncesinde Bizanslıların, zavallı bir köle ile aç bir arslanı karşı karşıya bırakıp, av ve avcı arasında yaşanan büyük mücadeleye tanık olan insanların ruh halinde kör topal yaşayıp giderken, “Büyük balık küçük balığı yutar” ya da “Gemisini yürüten kaptandır” gerçeğini her defasında doğrulayan bu tür olaylar karşısında da genelde aşağıda detayı belirtilen maddeler çerçevesinde tepki verip, dururuz.

- Avcı konumunda olana öfkelenir, lanetler yağdırırız.

* Av konumunda olana acıyarak, ahlar ve vahlar çekerek, başlarına aynı şeyin gelmesini engelleyeceğini varsayarak parmaklarımızı kulaklarımıza götürerek, kulak memelerimizi çekiştirdikten sonra, kuvvetini toplayan parmak kemiklerimizle tahtaya vururuz.

* Geçmişle şimdiyi karşılaştırır, melankolilere kapılarak, korku duygusunun içimize işlediğini hissederek günlük hayatımıza devam etmeye çalışırız. Ama bu çabaya daha fazla dayanamadığımızdan, olayı bir iki gün içerisinde unutma havasına girmeye can atarız.

* İlkokulda öğrendiğimiz “Su nerede? İnek İçti. İnek nerede? Dağa kaçtı. Dağ nerede? Yandı bitti kül oldu” tekerlemesinde de belirtildiği üzere, olay-sonuç ilişkisini kurmaya çalışırken, dipsiz bir kuyuya düşer, düşerken de içiçe geçmiş hatta kördüğüm olmuş ilişkiler ağıyla karşılaşır ve bu manzara karşısında da umutsuzluğa kapılırız.

* Cervantes’in ünlü romanı “Don Kişot” romanındaki roman kahramanı “Don Kişot” ile ona her defasında gerçeği fısıldayan Sanchez gibi, hayali bir yeldeğirmenine saldırarak gerçek dışı düşmanlar yaratır, yanlış yerlerde, yanlış kişilerle savaşırız. Genelde de en başta kendine zarar veren bir olay sarmalına gireriz.

* Günlük hayatının içerisinde, sanki elinde bir uzaktan kumanda aleti varmış gibi, geçmişi şimdiye sarmaya , düzelemeyecek şeyleri düzeltmeye, olmayan resimleri çizmeye çalışırken kalbimiz sızım sızım sızlar.

* Fıçı içinde yaşayan filozof Diyogen’in ünlü komutan İskender’e söylediği gibi, “Gölge etme başka bir ihsan istemem senden” isteğinin altında yatan, “bir lokma aşım, ağrısız başım” şeklindeki tevekkül dolu mantığın etkileriyle , huzur içinde yaşamaya çalışırız.

* Bazen sadece tek bir madde ile yetinmeden maddeler arasında kombinasyon kurarak, değişik , çözümsüz bir karma ortaya çıkarırız.

* Hiç biri maddesini seçecek şekilde hayatına devam etmek isteriz.

Acaba devam edebilir miyiz? Edebilir misiniz? Sanki bir hipermarket alışveriş kuyruğunda, kasaların önündeki kayar banda konmuş ürünler gibi, sıramızı bekleyerek, bir gün bize de dokunacak olanları görmemeye çalışarak yaşayabilir miyiz? Ve bir gün batıp batmayacağını kestiremediğimiz gemimizin kaptanı olabilir misiniz? Ne dersiniz?

 
Etiketler: GEMİSİNİ, KURTARAMAYAN, KAPTAN!,
Yorumlar
Haber Yazılımı