Yazı Detayı
22 Ağustos 2014 - Cuma 19:03
 
HEYKEL !
Sevda Aksoy
 
 

   Heykellerin varoluşu M.Ö İslamiyetten önceye dayanır.
   O çağlarda put olarak adlandırılan heykeller, ilkel toplumlara göre doğa üstü güçlere sahip canlı ya da cansız nesnelere; inanma ve tapınmayı getirmiş. İnsanlar sırf bu sebepten öyle çok kendi içlerinde savaşlar yapmışlar ki. Her kabine kendi putunun ilah olduğunu düşünüp, diğer kabilelerinde ona inanmasını istermiş.
   İnsanlık sırf bu yüzden birbirine düşman olur imiş.Dinsel tapınma arayışı içinde akıl ve vicdan dışına çıkıp çoğu topluluklar karşılıklı savaşa girerlermiş. Göçler, ölümler, zulümler o çağa damgasını vurmuş. Kabe'nin Araplar tarafından kutsal sayılan 360 putu varmış. Mekke'nin fethinden sonra hepsi yıkılmış.
   En tanınmış olanları ise lat, menat, uzza ve hubel imiş. Hatta hubel heykeli Hz.İsa'yı temsil ettiği düşünülür imiş. O sebepten Hz. Muhammed'in bu heykeli yıktırmadığı söylenir.

    Put ya da heykel adına ne dersek diyelim,ilkel çağların hem ilahı hemde insanlığa çevrilmiş silahı imiş. Uzunca yıllar devam eden bu karmaşa, İslamiyetin yayılması ile yerini tanrıya inanmaya bırakmış fakat heykelleri putlaştırma korkusu hiç yok olmamış. Öyle ki,orta çağa kadar uzanmış bu korku. Mesela Osmanlının damadı olan Pargalı İbrahim paşa, kendi sarayının önüne içinde kendi heykeli de olan bir kaç heykel yaptırınca, halkı ve Sultan Süleymanı büyük endişeye sevk etmiş. Halk eyvah din elden gidecek derken, Sultan Süleyman hem dinin, hem de devletin bekasına zarar gelmesi endişesine kapılmış.
   O dönemin ünlü şairi Figani ise kısa şiirinde şöyle demiş: ''Cihan toprağına iki İbrahim geldi, biri heykelleri yıkar iken, diğeri heykel dikti''.
   O dönemde çok konuşulan bu şiir ise Figani'nin, İbrahim paşa tarafından asılmasına sebep olur. Osmanlı'ya göre heykeller Kur'an da yasak. Tapılacak tek ilah Allah derken eylemleri ve söylemlerinde büyük çelişkiler olmuş. Halkına kullar diye hitap eden Osmanlı, biz Allah'ın gölgesiyiz, siz ise bizim kullarımızsınız demekten de sakınmamışlardır.

  Orta çağdan baktığımızda,ilkel toplulukların karmaşık din arayışındaki zihniyetin hiç değişmedi fark edilmekte. Akan zaman, ilerleyen ilme inat bu çağda da insanlar kendilerini ilkel ve sığ fikriyata bırakmışlar. Peki günümüzde 21.Yüzyılın ortasında heykele bakış açısı nedir diye sorar isek,aslında çok şeyin değişmediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
   Teknolojinin bu kadar ilerlediği, bilimin uzaya ulaştığı günümüzde, hala heykellerden korkuluyor. Özellikle son yıllarda yaygınlaşan heykele saldırı, bizi yine mi sorusuna getiriyor. Mesela:1993 Sivas'ta: Pir Sultan heykelinin dikilmesinden korkan, barbar bir topluluk, 37 Alevi yurttaşı hemde devletin gözü önünde diri diri yaktı. Ve yine geçtiğimiz günlerde: Eskişehir’de Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı binasının önünde bulunan Pir Sultan Abdal, Şah Hatayi ve Seyyid Nesimi’nin büstleri gece yarısı saldırıya uğradı. Lice de sırf bu yüzden 1 kişi hayatını kaybeder iken iki kişi yaralandı.Devlet ile halk karşı karşıya geldi.
   Bu çağda: Kadın heykelleri cinselliği çağrıştırıyor günahtır diye heykellere elbise giydirildi, çaydanlıktan fincana akan, su perisi heykeli müstehcen bulunarak çok uzun yıllar önce Kızıllaydan kaldırıldı. Öyle çok ki buna benzer vereceğimiz örnekler, saymakla bitmez.
   Fakat en düşündürücü olanı ise cansızdan korkmanın,o eski çağlarda dahi yaşanmayan, ölülerden korkma ve mezarlara saldırma olanıdır. Daha bir kaç hafta önce Antalya'da alevi mezar taşlarına saldırıldı ve yıkıldı. Cansızdan korkma hangi zihniyetin ürünüdür? Mezhepsel bir inanışın ölülerine dahi katlanamamak nasıl bir insan psikolojisidir biz bilmiyoruz. Bildiğimiz ise heykelin sanatsal olduğu, bir olayı bir tarihi hatırlatan, ya da bir kahramanı ölümsüzleştiren sembol ne dinle ne tapınma ile uzaktan yakından alakası olmayan güzel ve anlamlı bir duruş. Cansız heykelden ilah, din, cinsellik, ırk, mezhep çıkaranlar ise aslında heykel kadar duruşa ve cesarete sahip olamayan heykele dahi tapmaktan korkan, putperenst kişilerdir..

 
Etiketler: HEYKEL,
Yorumlar
Haber Yazılımı