Yazı Detayı
20 Nisan 2014 - Pazar 23:27
 
İNSANLIK Quo Vadis!
Sevda Aksoy
 
 

   2 adam..  İkisi de burma bıyıklı.. kara yağız, ince uzun boyları.

   Tam iki köy var aralarında. İki ayrı mezhepten.  Biri cemlerde dara duruyor, diğeri namaz kılıyor. Her şeyleri ayrı ama yürekleri bütün. İkilik yok dünya görüşlerinde. İkisi de seviyor devrimi. İkisi de hak’tan yana.

   68 kuşağının artasındalar,köyler şehirler karışık. Süloyu alıp gitmiş jendermeler. 5 çocuk bir karısı kalmış çaresiz. Hasan her hafta Sülo’nun evinde. Ne iş varsa yapılacak tarla tapan. Elinden geleni yapıyor.  Gece gidip muhtarlığın misafirhanesinde kalıyor.. Arada bir uğrar olmuş kendi evine. Haftanın bir günü gider görüşe mapus damına.. bir hafta gittiğinde bulamaz Sülo’yu. Götürmüşler oradan. Nereye gittiğini söylemez zalımlar. Sülo’nun ailesine bahsetmez bundan. İyi der hep..

   Her gördüğüne sorar şehre gider, bulamaz izini. Aradan birkaç yıl geçer. Sülo bir akşam gelir köye. Gittiği yeri oda bilmez. Bir sabaha karşı götürmüşler gözleri bağlı. Bir hücrede işkence zulüm görmüş hep. Düşmüş kaytan bıyığı, gülümsemeye çalıştıkça dudakları işkence verir, yanağındaki gamzeye. Bin yılın vefasıyla sarılır Hasan’a.

   Sen olmasan ne olurdu bu kadın çocuklar. Hasan bir şey demez tutar köyünün yolunu. Aradan geçen bir zaman. Sülo’ya haber gider Hasan öldü şehirde. 2 köy arası yol. Kar dağı taşı tutmuş. Beyaz at umutsuz. Ayakları nalsız. Dayanıverirler dağların ölüm kadar soğuk yanına. Beyaz at pes eder yatar ara ara. Ama kavuşturmak ister Sülo’yu o sadık yare. Neden sonra cenaze ile girerler avluya. At kaldırır iki ayağını öyle acı öyle işten kişner ki, avludakiler taş kesilir.

   Sülo koşar sarılır tabuta öylece sessiz sadece sarılır. At birden yere yığılır.. oracıkta beyaz yelelerini salar tabutun hüzünlü duruşuna. Çatladı koşmaktan der büyükler. Cenazeden sonra beyaz atta çekilir dağın bir köşesine. Sonra Sülo unuttu evini. Hasan’ın 8 çocuğu bir karısı biçare. Sap saman odun gıda.. ne varsa ihtiyaç hepsini tek tek devşirir. Haftalık para bırakır gider. Aradan geçen onca yıl.

   Birgün Hasan’ın karısı, Süleyman ağa çocuklar büyüdü gayrı, elleri ekmek tutar oldu. Sana karşı da mahçubuz deyiverir. Sülo o günden sonra gelmedi. Tanıdıklardan haftada bir para göndermeyi de eksik etmedi. Bir gün duyduk şehirde hastanede Sülo..  koşup gittik..öptük elini. Sarıldı ağladı. Dedi az kaldı kavuşmaya Hasan’a.

   Doğru söyleyin var mı bir ehtiyacınız. Biz hasanla gavim etmiştik. Hangimiz önce ölürse diğeri bakacaktı çocuklara. Var mı bir ehtiyacınız. Yaşlı ölüm döşeğinde hala bunları düşünmesi çok büyük bir özveriydi. Bir süre sonra kavuştu Hasan’a.

***

   Bizde o dostluğa şahit olan insanlar olarak, bugün bu dostluk tadında dostluklar aradık hep. O bulamadık. bu zamanda adına dostluk dedikleri şey, bir selamı paylaşmaktan aciz. Bu zamandaki dostluk eski zaman insanlarının düşmanlığından gaddar. Farkında mısınız önce sistem dostlukları bitirdi. Sonra böldü parçaladı bizi. Alevi diye sokaklarda öldürülen çocuklar. Bugün Suriye’de Alevilere yapılanlar, aman boşver Alevilere diye sessiz kalanlar.

   Sistemin derdi sizi ya da bizi kayırması sevmesi ya da sevmemesi değil. Sistemin derdi. Sülo’yla Hasan’ı bir araya getirmemek. Ve bundan beslenmek. Örgütlenmemize engel olmak. azınlık olan burcuvanın çoğunlukta olan çalışan işçi sınıfını sömürmesi. Ama çalışan işçi sınıfının din mezhep gibi politikalara kendini kaptırıp birleşememesi, sistemin çarkını işletiyor. Sevgiyi huzuru barışı unuttuğumuz şu günlerde sizde kendinize bir kez sorun. İNSANLIK Quo Vadis ( nereye gidiyorsun )

 
Etiketler: İNSANLIK, , Quo, Vadis
Yorumlar
Haber Yazılımı