Yazı Detayı
21 Eylül 2014 - Pazar 21:28
 
KURGU
Sevda Aksoy
 
 

   Masum bakışlı çocuklar yaşarmış büyük şehirlerin kenar mahallelerinde. Çoğunun derme çatma evler içinde, geleceğe dair kocaman umut büyüttüğü yüreklerinde. Gök gözlü çocuklar zalimin kininden habersiz oyunlara dalarmış başka hayallerde.  İşçi babası, biçare annelerinin yüzlerindeki acıya çoğu zaman anlam veremezlermiş. Küçücük ellerinde rengarenk sevgilerini gezdirirlermiş.

   Onlar çocukmuş ya anlamazlarmış sakallı adamların verdiği korkunun nedenini,  niçinini. Sonra babasını öldürürlermiş bir gece karanlığında öfkeli gruplar. Sadece ağlarlarmış. Sorgulayacak, kin duyacak hesaplara girmeden. Ayaklarına bağladıkları ipte yenice tanımış tutsaklığın zalimlik olduğunu.

   Annesini, kardeşlerini bir namlunun ucunda görünce, belkide aile olmanın yakıcısı acısını ve sevgi bağının iplerden daha güçlü ve yine o denli çıldırtan çaresizliğini. Ayakları dilleri, oyunları prangalanmış sebepsiz. Daha önce bulunduğu evden, bakmaya korktuğu dağlara çıkarmışlar onları, pis sakalı, yılan dilli şeytanlar.  Aç,susuz,soğuk gece . Hayın pusuların ortasından bakmışlar şimdi uzaklarda kalan evlerinin viran haline. İzledikleri korku filmleri geçmiş gözlerinin önünden koparılan kafalar.Hep filmlerde olmazmış kötülükler meğer.

   Ama nerden bileceklerdi ki bu yaşta bu kadar gerçekçi film yazanların da olacağını. Başlarını koydukları kayaların sertliğinde rüyalar. Bir kurgu filminin bütün gerçekçiliğinde seyretmişler dünyayı. O masum halkın çocukları bu duygularla acının ve ölümün verdiği huzursuz uykularında iken, bir kısım insanlar korkutucu karanlıktan daha da korkutucu rollerini oynamaya devam ederlermiş..

   Belirli sınırların belirsiz yerlerinde buluşur imiş, yüzleri belirsiz insanlar. Ellerindeki büyük haritayı, loş ışıklı odalarının ortasındaki büyük masaya yatırır, yeraltı zenginliği olan ülkelerin üstüne kırmızı çarpı atarlarmış. Çarpılar çoğaldıkça maskeli yüzlerdeki ortaklıkta büyürmüş. Ortaklık büyüdükçe planlar büyür, devlet bayrakları birbirine yakınlaşırmış.

   En ürkütücü kurgu filmlerinden sahneler çalınır dinlerin, mezheplerin, sınırların tam orta yerine yapıştırılır imiş. Büyük sahnelerde kimyasal silahlar üretilir, buz dağının arkasına gizlenirmiş. Gece karanlığında maskeli dolaşanlar, gündüz ışığında maskesiz ve çok şık elbiseler giyinirlermiş. Dünyanın tam ortasına atacakları ateşin küçük fitillerini kıyılarda yaksalar da yeterince geçerli sebep bulamadıkları için büyük büyük savaşlar çıkartamazlarmış.

   Uzun zamanlarını sınırların tam üstündeki, loş ışıklı odalarda plan kurmakla geçirenlerin aslında tek dertleri daha çok para daha çok kendi adlarına toprak, birde dünyaya hükmetmek istemeleri imiş.  Ne din, ne ırk ne de ölen halk umurlarında değilmiş. Emperyalizmi kapitalizmle birleştirip hükümdarlık kurmakmış tek istedikleri. Kanununda,  kuralında kendileri olacağı bir sistem yaratmak. Dünya geçmişini tek tek araştırır, geçmişte ne kadar diktatör var ise o olurlarmış. Uzun yıllara yaydıkları, dünyayı ele geçirme planlarına aranan geçerli sebep sonunda bulunmuş. Öyle ya geçmişte de en çok kan akması dinden yada ırksal kavgalardan çıkarmış.

   Sonunda aranan kan bulunmuş. Soğuk savaş dönemi bitmeli sıcak sıcak kan akmalı imiş artık. Nitekim plan tutmuş. Loş ışıklı odalarında toplanan maskeliler, sınırlarında ne kadar yer altında yaşayan fare varsa toplamışlar. Orta çağın Emevilerinin din kışkırtıcılığını, yakın çağın Hitlerinin ırk ayrımcılığını alıp bir iksir yapmışlar. Kıllı küçük farelerine. Yıllarca ölüm kokan laboratuvarlarının küçük odalarında beslemişler fareciklerini. Ve öyle bir gün gelmiş ki, küçük kobaylar koca koca canavarlara dönüşmüşler. Vakti geldi deyip salmışlar şehirlerin,sınırların orta yerine. Kanla beslenen, neye benzedikleri belli olmayan bu yaratıklar, insan yedikçe daha da büyümüşler. Onlar büyüdükçe pazarlıklarda büyümüş sınırlar arası. Köprüleri yıkıp, binaları havaya uçurmuşlar. Kadınlara tecavüz edip, çocukların kafalarını koparmışlar. Ellerinde en son model telefonları ile çağa ayak uydurup, kestikleri kafalarla resim çektirip büyük dünya medyasına sunmuşlar.  Dağa, taşı zulme vermişler. Kuşu, kurdu, karıncayı böceği yuvasından uçurmuşlar attıkları bombalarla.

   Ne yer üstünde ne de yer altında huzur kalmış. Koskoca dünya ülkeleri bir gurup fareden korkar olmuş. Fareye cenneti müjdeleyen efendilerinin halleri de bunlardan farklı değilmiş. Elleriyle büyütüp besledikleri bu canavarlar, o sınırlar içinde yaşayan, son insanı yedikten sonra efendilerini de yemeye gelecekmiş. Artık ne pazarlık ne verdikleri iksire ihtiyaçları da yokmuş. Efendilerine, efendi olmuş canavarlar. Artık emretme sırası onlarda imiş. Güç kimde ise kral odur meselesi. Güçte yeterli silahta onlarda imiş artık. Ya istediklerini yapacak yada canavar tarafından yeneceklermiş. Orta çağın dini kinini, yakın çağın ırk vahşetine karıştırıp iksir yapanların, sonlarının ne olacağını ise kimse bilmiyor. İşin en garip tarafı bu filmin nasıl bir sonla biteceğini kendileri de bilmiyor.

   Bu haftaki yazımı bir kurgu filmi sayalım gitsin. Amerikan yapımı Türk, dublajlı.. 21.09.2014

 
Etiketler: KURGU
Yorumlar
Haber Yazılımı