Yazı Detayı
03 Ocak 2017 - Salı 01:46
 
MUTLU YILLAR !
Tülay Sözeri
 
 

Yeni yılın ilk günü sabah uyandığımda biraz buruktu içim. Ne de olsa koskoca bir yıl acısıyla tatlısıyla geride kalmıştı. Fotoğraflardaki yüzümüze, bir tutam yaşanmışlık, bir tutam kırıklık, bir o kadar da umutla aydınlanan bakışlarımız yerleşmişti. Yaşadığımız her anı, insan olmanın getirdiği her yükü, geçmişin kırk kilitli kapılarının ardına istiflenmeye özen göstermiş, rengimizi kimseye belli etmemiştik.

Bir önceki yılların hakkını vermişiz gibi, pırıl pırıl bir oyuncak paramparça olmak üzere elimize tutuşturulmuştu. Kapımıza astığımız yeni yıl çiçekleri, sonraki yılın belirsizliğinde oldukça solgun görünüyordu. İhtişamlı sofralarımızdan kalan son yemek kırıntıları elektrik süpürgesinin haznesinde kalan tozun toprağın içinde yok olmaya hazırlanıyordu. Tabaklar, çanaklar yıkanıyor, evin dört bir yanına serpiştirilen süsler tüm ihtişamını kaybetmeye hazırlanıyordu. 2016’dan geriye kalan izleri itinayla yok ederek, yeni yılın ilk günlerini kucağımızda avutmaya can atıyorduk. Zavallıcığın, derbeder olacağı günlerin üzüntüsüne şimdiden alışarak, tıpkı önceki yıllarda olduğu gibi yeniden umutlarla dolup taşıyorduk.

Kıyılara vuran mülteci cesetlerinin haberlerde sayı olarak belirtilen kitleler halinde yok edilen halkların, ölüm derelerinden beslenen iktidarların, insan yaratılışının yok etmeyle planlandığını anlayamayan savaşçıların, doymayan ulusların, savaşı yaşam biçimine çeviren kavimlerin, nasıl olup da umutlarımızı elimizden alamamış olmasına hiç mi hiç şaşırmıyorduk.

Ne de olsa, yıllardır aynı şarkıyı söylüyorduk, dilimizde barış şarkılarıyla, mutluluk dizeleriyle, sevgi sözcükleriyle, daldan dala konuyorduk. Masamızda yanan mumların isli kokusunda içli şarkılar seslendiriyorduk. Sahnedeki sanatçı, peçetelere yazılan içli şarkıları seslendirmeye yetişemiyordu. Masamızdaki mezelerin iştah açıcı görüntüsünü, buzlu rakının anason kokusunu, geniş kadehlerde içilen şarabın kertemsi tadını, sarımsak kokulu cacığın sulu tadını, tokluğun baştan çıkarıcı kokusunu ezbere biliyorduk. Ezbere bildiğimiz bir çok şeyin aslında, unutulmuşluğun kapısından süzülerek geçtiğini, işimize gelenin belleğimizde istiflendiğini işimize gelmeyenin hafıza sandıklarına alınmadığını düşünemiyorduk.

Nice aşklar gelip yakmıştı bedenimizi unutmuştuk. Naif duygularımızı, ince sızılarımızı, geceleri içimize dokunan özlemlerimizi, merhametimizin sıcacık dokunuşunu misafir odalarımıza kapatmıştık hatırlamıyorduk. Ziyaretçiden ziyaretçiye açıyorduk mutluluğumuzun kapılarını , misafirden misafire süslüyorduk yaşanmışlıklarımızı.

Her daim, şen şakrak olan spikerlerin, her an bir vukuat olabileceği müjdesini veren ses tonuyla sorduğu sorulara bir balon köpüğü hafifliğinde yanıtlar veriyorduk. “Evet, yeni yılda şöyle piyangodan bir ikramiye çıksa fena olmazdı hani, sosyal devlet maaşlarımıza iki kat zam yapsa tadından yenilmezdi, taş devrine vizeler kaldırılmıştı, oralara vicdani ziyaretler tertiplense, taşlarla sopalarla başladığımız insanlık tarihimizin o günden bugüne bir gıdım değişim ve gelişim göstermediğini anlasak ne güzel olurdu. O zaman, deniz yıldızları gibi kıyılara vuran zavallı bebeklerin ölümlerine acımazdık, denizlere dökülen savaş çığlıklarına kulak tıkamazdık. Canım benim halkların, büyük devletlerin menfaatine hizmet etmesinden daha büyük gaye olabilir miydi derdik? Bunun için doğan canları, bunun için ölen yarınları çok severdik. Mutlu yıllar dilerdik sayın, kanal unutkan halklar izleyicilerine, merhamet dolu günler temenni ederdik savaş meleklerine”

 
Etiketler: MUTLU, YILLAR,
Yorumlar
Haber Yazılımı