Yazı Detayı
09 Mart 2017 - Perşembe 00:51
 
PANDORANIN KUTUSU
Tülay Sözeri
 
 

Efsaneye göre, Zeus kendinden ateşi çalıp insanlara veren Prometheus'un kardeşi Epimetheus'a balçıktan yapılmış tanrısal güzellik ve zekaya sahip Pandora'yı eş olarak gönderir. Epimetheus kardeşinin tüm uyarılarına karşı Pandora ile evlenir. Zeus, Pandora'ya evlilik hediyesi olarak topraktan yapılmış, çömlek benzeri bir kutu hediye eder, ardından da bu kutuyu hiç bir şekilde açmaması için Pandora’yı sıkı sıkıya uyarır.

Merak bu ya! Kutuyu alan Pandora şeytana yenilir ve açmaması gereken kutuyu açar. Kutuyu açtığı anda, Zeus tarafından ustaca yerleştirilmiş tüm kötülükler dünyaya yayılmaya başlar. Yaptığı ölümcül hatayı farkeden, istemeden de olsa, kötülükleri dünyaya bırakan Pandora, dünyayı çıkma sırasını bekleyen “umut”un orada olduğunu farkedemeden panikle kutuyu kapatır . Böylece, umut, çağlar boyunca , bir kutunun içinde bir hazine gibi, kötülüklere panzehir olmayı düşleyerek keşfedilmeyi bekler.

Acısıyla tatlısıyla bir kadınlar gününü daha ardımızda bıraktık. Tabiri caizse her sene olduğu gibi, bu sene de elimizdeki pandora kutularını açarak, kötülüklerin umutlarımızı söndürmesine neden sesimizi çıkarmadığımızı, sosyal medya sayfalarına, dostlar alışverişte görsün diyerek ellerinde karanfillerle kapımıza dayanan, “bir bayan yanı lütfen” diyerek siyaset yolculuğuna hazırlanan politikacılara, duyarlı TV kanallarımızın duyarlı sunucularının burnunuza dayadığı mikrofonlara aktarmakta bir sakınca görmedik.

Bu hassas günde, susmanın dayanılmaz ağırlığının ne acı bir his olduğunu, ağdalı sözler ve ağlamaklı bakışlar eşliğinde aktaranların samimiyetine bir anlıkta olsa inanmak, yarınların bugünlerden daha güzel olacağına dair güzel umutlar beslemek, bugünün önem ve anlamına binaen ellerimize tutturulan çiçeklerle mutluluk pozları vermek, bir gün de olsa ayaklarda alkışlanmak, biz eksik etekleri ne kadar da umutlandırıyor değil mi?

Eğer ki, tüm bu fedakârlıklara rağmen, bugün hakkında biraz öngörü geliştirmiş, engin tecrübelerinize güvenen biriyseniz, 8 Mart’ın anlam ve önemi hakkında ne kadar manalı konuşulursa konuşulsun, Nazım Hikmet’lerden Atilla İlhan’lardan ne kadar çok şiir okunursa okunsun, gerçeklerin ifade edilmediğinin, 3 maymun biblolarının hayatımızın başköşelerinde pırıl pırıl parladığının da farkına varmışsınızdır.

Cumhuriyetin ilan edilmesiyle birlikte, Mustafa Kemal Atatürk tarafından kadınlarına Avrupa devletlerinden önce seçme ve seçilme hakkı verilen ülkemizde, şimdi kadınlar üzerine oynanan Bizans oyunlarıyla, yeni bir düzen, yeni bir anlayış tüm şiddetiyle meşrulaştırılmaya çalışıyor.

Eğer biraz olsun çevrenizi izliyorsanız, annelerinize, kız kardeşlerinize, eşlerinize, kızlarınıza biraz olsun yakınsanız, işyerlerinizde beraber çalıştığınız ya da çalıştırdığınız kadınları gözlemliyorsanız, madalyonun diğer yüzünün bu kadar tatlı, bu kadar pırıltılı olmadığını da fark etmişsiniz demektir.

Türkiye’nin, kadın hakları bakımından Avrupa’ya değil, daha çok Afrika ve Orta Doğu ülkelerine yakın olduğunu, kadın çalışan sayısının dünya standartlarının altında kalma nedenlerinin erkek egemen toplum düşüncemizden kaynaklandığı gerçeği ne yazık ki göz ardı ediliyor.

Sorunları çözmekten uzak devlet politikalarının, kadınlarımızı biraz daha evlerine kapatmaya zemin hazırlayan, gittikçe toplumun geneline yayılan ahlakçı baskılar, erkeklerin doğuştan sahip olduğu haklara, yıllarca dişini tırnağına takarak elde edebilen kadınlarımıza karşı hissedilen güvensizlik, 21 Yüzyıl Türkiye’sinin acı bir gerçeği.

Güçlü devletlerin en büyük özelliği, kadınlarının ülke ekonomisine katkısına izin vermesidir. Bir ülkenin gelişmişliği, kadınlarına verdiği değerle doğru orantılıdır. Avrupa ve Orta Doğu kültürü arasında sıkışıp kalan ülkemizin yüzünü ne tarafa döneceği hususunda yaşadığı çelişki, hepimize içten içe büyük bir bunalım yaşatmaktadır.

Özümüzle uyuşmayan, bir zamanlar sahip olduğumuz güzel değerleri potasında eriten yeni zaman değerlerimizle, bırakın kadın haklarını, insan olmanın önemini de görmemiz mümkün değildir. Eşitlik ancak, özgüven duygusu gelişmiş bireylerle sağlanır. Eşitliğin olmadığı bir yerde karmaşa vardır, huzursuzluk vardır. Bunu aşmak için dürüst bir toplum olma yolunda ilerlememiz gerekir. Bugünkü yapımızla bunu başarmak çok güç gibi görünüyor.

 
Etiketler: PANDORANIN, KUTUSU,
Yorumlar
Haber Yazılımı