Yazı Detayı
09 Ocak 2017 - Pazartesi 21:53
 
PORTAKAL KABUKLARI
Tülay Sözeri
 
 

Mevsimlerinizi uğurluyorsunuz soyduğunuz portakal kabuğunun kokusunda, kestiğiniz sıcacık somunda, nasıl başlayacağınızı kestiremediğiniz sabahlarda. Yaşadığınıza inanmıyorsunuz bir yerlere gittiğinize de. Sanki çoşku dolu bir nehrin içinde bir taşa takılmış bir dal gibi çırpınıp duruyorsunuz. Yorgunluk bir kanser hücresi gibi sinmiş yaşantınıza.

Sokağınızdan gelip geçenlere, satıcıların peşine takılmış çocuklara, bir türlü akıl sır erdiremediğiniz bir dengeyle başlarının üzerine oturttukları simit tablalarıyla bağırıp duran simitçilere, köşeden hep aynı saatte çıkan bir gece önce dayak yediği yürüyüşünden anlaşılan kuaför kadına hangi mevsimde takılıp kaldığını anlayabilmek için bakıp duruyorsunuz. Ama bir türlü işin içinden çıkamıyorsunuz.

Vivaldi’nin dört mevsim konçertosundaki gibi ardı ardına sıralanmış bir yaz bir sonbahar ve delice kapınıza dayanan kış derken akıp gidiyor ömrü hayatınız, mevsimleriniz, büyük bir hızla değişen takvim yapraklarınız, tarihlerle savaştığınızın farkına varamayan umutlarınız ve bir köşeye sıkıştırılmış hayalleriniz. Direnseniz de fayda etmiyor. Bir üşüme, bir titreme gelip yerleşiyor ruhunuza.

Başta umursamıyorsunuz bu üşümeyi, bir sigara yakıyorsunuz tavşan kanı çayınızın yanına, ardından en sevdiğiniz bir parçaya kulak kabartıyorsunuz. Çayınıza eşlik eden sigaranızdan bir nefes çekip dumanlarını bir çocuk gibi halka halka savuruyorsunuz. Halkaların arasından bir ışık hızıyla geçen bakışlarınızdaki garip ifadeyi görememenizin günün şansı olduğunun bildiğinizden, ayağınızla odanın içinde duvardan duvara çarpan melodiye tempo tutturuyorsunuz.

 

“Bir kedim bile yok.Anlıyor musun? Haydi gülümse” şarkı sözlerine nazire yaparcasına uzun saçaklı tüylü bir kedi ayaklarınızın dibinde dolanırken, gülümsemeyi ihmal etmiyorsunuz. Zira mutlu olmak için en imkansızları denemenize gerek kalmamıştır. Bir kedi ayaklarınızın dibinde dolanmakta, sigaranızdan halkalar yükselmekte , elinizdeki kahve fincanından kışkırtıcı bir aroma kokusu sizi yoldan çıkartmakta, televizyonunuzdan size bakan şuh kadınların, şuh dudaklarındaki silikonumsu kahkahaların sonu gelmemektedir.

Kimbilir plastik tadındaki kelimeleri yayarak neler neler anlatıyordur. Seviyeli ilişkisini, kışın gittiği kayak merkezlerini, zengin, göbekli işadamlarının yatlarını, geçtiğimiz kış bacaklarına arsızca gelip oturmuş selülitleri , o yaz çıkaracağı albümü ya da içi boş olan konuşma balonlarının içine bir türlü yaklaşamayan sefil durumdaki kelimelerden uzak o boş birbirinin benzeri yaşamları.

Silikonlu güzeli dinlerken, hemen yanı başınızda duran meyve sepetindeki meyvelerden bilinçsizce portakala uzanıyorsunuz. Portakal kokusu, portakal bahçelerinin insanın genzine dolan o narin kokusunu hatırlattığından aklınıza Zülfü Livanelli’nin “Mutluluk” romanındaki amcası tarafından tecavüze uğrayan Meryem kızının günlerce bilincini yitirmiş bir vaziyette uyurken, bahçedeki portakal ağacının kokusunun kızcağızı nasıl iyileştirip yaşama döndürdüğü aklınıza geliyor.

“Mutluluk=portakal kokusudur” önermesinin doğrulanmış olması , mutluluk arayışınızı biraz daha anlamlı kalıyor. Zira mutsuzluğa programlanmış yaşamınızda, ufacık da olsa bir çatlak açılması umutlarınızı artırıyor.

Odanın içinde dolaşan saçaklı kedi bile mutluluğunuzun kanıtıyken, aslında yetemeyen bir çok şeyi de tüylerine takmış bir şekilde gezdiğini görmeye ancak bu umutla katlanabileceğinizi düşünmeye başlıyorsunuz.

 
Etiketler: PORTAKAL, KABUKLARI
Yorumlar
Haber Yazılımı