301 Moved Permanently

Moved Permanently

The document has moved here.

Yazı Detayı
12 Ekim 2014 - Pazar 01:03
 
SOKAKLAR !..
Sevda Aksoy
 
 
   Hayat, insanoğlunu ihanet sadakat ve korku gibi duygularla sınarken insan her alanda özgürlüğü aramış. Düşünceler ne zaman  marjinalleşse sistemden ve insanlarından uzaklaşmak isteyenler kendini dağlara vururmuş. 
   Dağlarda yine o eski dağlarmış. Sarp kayalıkları, patika yolları, büklüm büklüm tepeleri ile insanı kendine çeken. Gülü, lalesi hep güzel kokan. Zambağını büyüten yağmur, kartalına ev veren kayalıkları, yılanını çayanını besleyen toprağı ile insanın aklını hep çelermiş. O insan ki ne zaman dara düşse gönlü geçse toplumsal yaşamaktan yada ne zaman hak aramaktan yorulsa dağların sade huzuruna bırakmak istermiş kendini.
 
   Yine böyle bir zaman gelip çatmış. Bundan  çok eski  zamanlarda.
   Kendini dağlara vuranların sayısı da epeyce fazlaymış .Dağlar güzel olurmuş ta dumanı olmasaymış üstünde. Aslında insan hep macera ararmış yaşamın öte yanında sığındığı bahaneler kadar. Eşkiya'lık denilmiş ilk başlarda adına. Hak arayan hak yer olmuş kestikleri yollarda. Altın, akçe, para derken namları da bir hayli büyümüş. Korku salsalar da köylüye,hancıya şehirler arası gidip gelen yolcuya  çalmak üzerine kurdukları eşkiyalıkta korkutarak almaktan öteye geçememişler. Yaşamak için almayı tercih edenlerin öldürmek gibi bir gayeleri de yokmuş. Bir kaç davar, bir kaç keçi demişler çalacakları canımızı alacak değiller ya.
 
   Yine zaman yakın bir zamanmış bizden bakıldığında. Dağlar, köyler, şehirler farklılaşsa da insanlar değişse de korku az yada fazla hiç değişmemiş yerleşik yaşamda. Bin dokuz yüzlü yılların 70'inden sonra dahada bir fazlalaşmış sokak hareketleri. Denizlerin emperyalist güçlere karşı başlattıkları mücadele dalga dalga sarmış ülkeyi. Devrimin ayak sesleri, faşizmn  prangalarında yavaşlatılmış. Sistem dağdaki eşkiyadan beter soyarmış halkları. Kandırır aldatırmış. Sokaklardaki güçlü akım sorgulama ve hak alma isteğinin vazgeçilmez direnci üstte oturanları dahada bir eşkiya yaparmış. Kont grillalar çıkarmışlar sokaktaki devrim diyenlerin karşısına. Hem öyle ki bunlar ırk ve mezhep ayrımı yaparak inerlermiş sokaklara. Sizden bizden, solcu, sağcı ve en çokta alevi sünni diye bölmüşler sokakları. O çağın eşkiyaları sokakları çalmışlar. İnsan onurunu,  devrimi gelecek mutlu günleri en çokta umudu çalmışlar.
 
   Bin dokuzyüzlü yılların yetmişleri inanılmaz ayrışmalara ölümlere zulümlere sahne olmuş. Siyasetçilerin keskin hırsları kent sokaklarını, köyleri, dağları dahi ayırıp bölmüş. Ne köylüde ne kentlide huzur kalmış. Uzunca yıllar devam eden iç çatışmalar beraberinde sadece acıyı değil kıtlığı ve açlığı da getirir olmuş. Kasabalarda sokaklarda vurulan birinin sancısını en çok köyler çekermiş. Ölen sünni biri ise alevi köyler basılır yakılır yıkılırmış. Açlıksa hepsinden daha beter bir zulümmüş.Tifo, menenjit, kızamık illeti çocukların oynadığı sokaklara girer hepsini bir bir alırmış.
Tarih:1977 kanlı pazar çok can almış.O' yıl tam 3 iktidar görecekmiş ülke. Açlığın  kıtlığın cana yettiği günler. Gelen sonbahar umutsuzluğu daha da bir umutsuz yapmış. Öyle ki, anne kendi çocuklarını dahi öldürmeye yeltenmiş. İnsan en iyi örneği kendinden verilmiş ya. 
   Sarı saçlı, yeşil gözlü bir kadın onuncu çocuğunu dağda kayaların arasında doğurmuş. toprağı tırmalayarak. Bu doğuşa böceklerden kuşlardan ve şakır şakır yağan yağmurdan başka şahitlik edende yokmuş. Göbek bağını keserken iki taş arasında, memleket attığı düğüm kadar puslu imiş. 
   Yaşatmak mı? Öldürmek mi ? arasında gidip gelen bir duygu. Az İleride dereden gelen sele bırakmak varmış ekim de gelen bebeyi. Vazgeçmiş. Yeleğine sarıp ışıksız iki odalı dama götürmüş. Ne emzirmek ne bakmak, yaşasa ne olacakmış ki.! Nasıl olsa ölecekmiş. Bu düzen içinde. Öyle vazgeçilmiş ki ondan, isim takma gereği  dahi duyulmamış. Ara sıra da ters çevirmeyi unutmamış yer yatağında. Sessiz sedasız ölüme bırakılmış. Direnmiş el kadar çocuk açlığa haklarını alamadan yaşamanın umarsız hesabına. Neden sonra ona verilen isimse aşktan, ya da şevişmenin derin hissinden değilmiş. Yaşamaya bu denli sevdalı oluşundanmış.
 
  Herkesi umutlandırmış bu Sevda, neden sonra umursayıp tahta eski gömme dolabın iç kapağına bir not düşmüşler tarihi yazarak.10. bebek bu tarihte doğdu diye. Sanki o gün doğmuşcasına isim ve kimlik verilmiş. Tarihler 80'i gösterdiğinde ise sokaklar susmuş. Geride kalan viran olmuş sokaklar, üzerinden silindir geçen bir nesil.
Yine tarihlerden bu gün imiş. Ortadoğuda ellerinde siyah bayrakları ile ne idüyü belirsiz insana da benzemeyen garip yaratıklar indi sokaklara. Ürkütücü, vahşi ve anlaşılmaz. Önüne gelenin kafasını uçurup top oynadılar. Kadınlara tecavüz edip,  her yeri yakıp yıktılar. Şehirlerin orta yerine kocaman bombalar atıp Ortadoğu'u cehenneme çevirdiler. Sadece Suriye  sokaklarını değil, bir kaç gündür bizim sokaklarımızı da kan deryası yaptılar. Bizim halkımız ise IŞİT denen bu canavarlarla uğraşmak yerine birbirine düşmüş. Saçma sapan bir ırk üstünlüğü yarışına katılmış. Efendim benim ırk'ım onunkinden üstünmüş. O 'Kürt'müş', bu 'Türk'müş'. Atı alan Kobaneyi geçerse size gelecekmiş. Bunlar ha bire kendi yurttaşının kimliğini sorgulayıp ayrıştırma derdinde..
 
Etiketler: SOKAKLAR,
Yorumlar
Haber Yazılımı