30 Ağustos: İmkansızlıklardan Doğan Büyük Zafer
Türk milletinin bağımsızlık ve hürriyet uğruna yazdığı destanların en büyüğü, 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da taçlanmıştır.

Resul CEYLAN
resulceylan1040@gmail.com -Türk milletinin bağımsızlık ve hürriyet uğruna yazdığı destanların en büyüğü, 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da taçlanmıştır. Tarihe “Büyük Taarruz” olarak geçen bu eşsiz mücadele, yalnızca bir savaş değil, milletimizin yeniden dirilişinin, küllerinden doğuşunun en görkemli nişanesidir.
Mondros Mütarekesi sonrası vatan toprakları işgal edilmiş, ordular dağıtılmış, milletin umudu kırılmak istenmişti. Ancak Anadolu’nun bağrında, Samsun’dan yükselen bir kıvılcım kısa sürede büyüyerek milli mücadele ateşine dönüşmüştü. 26 Ağustos 1922 sabahı Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın başkumandanlığında başlayan Büyük Taarruz, Türk ordusunun iman dolu göğsüyle toprağa kazınan bir yeniden doğuş mücadelesiydi.
Düşman, modern silahlarla donanmış, sayı üstünlüğüne sahipti. Türk milleti ise yıllar süren savaşlardan yorgun, cephane ve imkân açısından zayıf düşmüştü. Fakat milletimizin elinde bir şey vardı ki, hiçbir güç ona karşı koyamadı: Bağımsız yaşama iradesi! Yoksulluğa, açlığa, yokluğa rağmen inançla, azimle, vatan sevdasıyla yürüyen Mehmetçik, işgal zincirini kıracak olan hamleyi başlattı.
26 Ağustos’ta Afyon Kocatepe’de başlayan taarruz, dört gün süren amansız mücadeleyle devam etti. 30 Ağustos 1922’de Başkumandanlık Meydan Muharebesi’nde düşman orduları ağır bir hezimete uğratıldı. Mustafa Kemal Paşa’nın tarihe kazınan “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emriyle Türk ordusu ilerledi ve 9 Eylül’de İzmir’in kurtuluşu ile vatan toprakları yeniden özgürlüğüne kavuştu.
Bu zafer yalnızca askeri bir başarı değil, aynı zamanda bir milletin yeniden doğuşu, bağımsızlığın bedelinin canla, kanla ödendiğinin belgesidir. 30 Ağustos, Türk milletinin yokluklar içinden iman gücüyle neler başarabileceğinin kanıtıdır. Bugün bizlere düşen görev, bu mirası unutmamak, Cumhuriyetimizin temellerinin hangi fedakârlıklarla atıldığını bilmek ve gelecek nesillere aktarmaktır.
Unutulmamalıdır ki; 30 Ağustos sadece geçmişte kazanılmış bir zafer değil, aynı zamanda yarınlarımız için yol gösteren bir meşaledir. Türk milleti, birliğini ve inancını korudukça hiçbir güç karşısında duramayacaktır.
Bu vesileyle, Büyük Zafer’in 103. yıl dönümünde başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere silah arkadaşlarını, vatan uğruna can veren aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor; gazilerimize şükranlarımı sunuyor, milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum.