ABD'nin Vazgeçemediği Güç: NATO
NATO, 1949 yılında kurulan ve üye ülkelerin ortak savunmasını esas alan bir askeri ittifaktır.

Dr. İmbat Muğlu
-NATO, 1949 yılında kurulan ve üye ülkelerin ortak savunmasını esas alan bir askeri ittifaktır. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerinin öncülüğünde kurulan NATO’nun temel amacı, üye ülkelerden birine yapılan saldırıyı tüm üyelere yapılmış sayan kolektif savunma ilkesini hayata geçirmektir.
Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’ne karşı denge unsuru olan NATO, günümüzde ise terörizm, siber tehditler ve bölgesel krizler gibi yeni güvenlik sorunlarına karşı faaliyet göstermektedir. Amerika Birleşik Devletleri açısından bakıldığında, NATO’nun sadece bir ittifak değil, bir güç çarpanı olduğu gerçeği ortaya çıkar. ABD için NATO, askeri bir organizasyondan çok daha fazlasıdır. Bu yapı, Washington’un küresel liderliğini sürdürebilmesinin en rafine aracıdır. Çünkü ABD, gücünü yalnızca kendi kapasitesine dayanarak değil, müttefikleri üzerinden örgütleyerek kullanır. İşte NATO, bu örgütlenmenin adıdır. Soğuk Savaş yıllarında bu denklem daha basitti.
Tehdit belliydi, cephe netti. Bugün ise tablo değişti. Rusya yeniden sahnede, Çin küresel ölçekte yükseliyor ve güç artık sadece tankla, tüfekle ölçülmüyor. Tam da bu yüzden NATO, ABD için eskisinden daha az değil, daha fazla önemli hale geliyor. Çünkü NATO demek, ABD’nin Avrupa’da kalıcı varlığı demek. NATO demek, Atlantik’in iki yakası arasında kesintisiz bir askeri ve siyasi bağ demek. Ve en önemlisi NATO demek, ABD’nin “yalnız bir süper güç” değil, “ittifakın lideri” olması demek. Bu ayrım kritik. Zira tek başına hareket eden bir ABD ile 30’dan fazla ülkeyi arkasına alarak hareket eden bir ABD aynı şey değildir. İlki güçtür, ikincisi ise sistemdir. Ve uluslararası ilişkilerde sistemi kuran, oyunu da kurar. Ancak burada bir çatlak da yok değil.
Washington uzun süredir müttefiklerinden daha fazla katkı bekliyor. Daha fazla savunma harcaması, daha fazla askeri sorumluluk, daha fazla uyum… Özellikle Avrupa’nın güvenlik konusunda ABD’ye bağımlı kalması, Amerikan siyasetinde giderek daha fazla sorgulanıyor. Ama şu soruyu sormak gerekiyor: ABD gerçekten NATO’nun yükünü mü taşıyor, yoksa NATO sayesinde mi bu kadar güçlü? Cevap aslında oldukça net. NATO, ABD için bir maliyet değil; stratejik bir yatırımdır. Çünkü bu ittifak sayesinde ABD: Avrupa’da asker bulundurur, küresel krizlere meşruiyetle müdahale eder, rakiplerine karşı blok oluşturur ve en önemlisi, kuralları belirleyen taraf olur.
Bugün Washington’un asıl hedefi, NATO’yu sadece bir “Atlantik ittifakı” olmaktan çıkarıp küresel bir güvenlik ağına dönüştürmek. Bu da demek oluyor ki önümüzdeki yıllarda NATO, sadece Rusya’ya karşı değil, aynı zamanda Çin’e karşı da konumlanan bir yapı haline gelecek. Peki bu mümkün mü? İşte asıl tartışma burada başlıyor. Çünkü her müttefik Washington kadar istekli değil. Ve NATO’nun geleceği de tam olarak bu soruya verilecek cevapta saklı.
Ama şu kesin: ABD için NATO bir seçenek değil. Bir zorunluluk.


